
Şahap Aşıkoğlu'ndan Enerji Savaşı Uyarısı: Kriz Büyüyor
Kıbrıs Türk Petrolleri Genel Müdürü Aşıkoğlu, İran-İsrail çatışmasının enerji güvenliği için büyük riskler taşıdığını vurguladı.
1 kez görüntülendi
Kıbrıs Postası'na açıklamalarda bulunan Kıbrıs Türk Petrolleri Ltd. Genel Müdürü Şahap Aşıkoğlu, savaşın merkezinde artık toprak değil, enerji akışının kontrolü bulunduğunu ifade etti. Bu durum, çatışmayı sadece bölgesel bir kriz olmaktan çıkararak, küresel ekonomi ve enerji güvenliği açısından sistemik bir tehdit haline getiriyor.
Aşıkoğlu, İsrail'in savaş sonrasında Körfez enerji kaynaklarını kendi limanlarına entegre etme hedefinin, çatışmanın arkasındaki jeoekonomik motivasyonu net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Bu yaklaşım, mevcut enerji altyapısının tahrip edilmesi yoluyla yeni enerji güzergahlarının oluşmasına zemin hazırlayabilir.
“ARTIK PETROL FİYATI DEĞİL, ERİŞİM KRİZİ VAR”
Analizde dikkat çeken bir diğer nokta ise piyasanın korkularının değişmiş olması. Aşıkoğlu, artık sorunun petrol fiyatlarının artışı değil, petrole fiziksel olarak erişim sağlama riskinin altında olduğunu vurguladı. Bu durum, küresel ölçekte arz fazlası olsa bile enerjiye ulaşımın garanti olmadığı yeni bir dönemi işaret ediyor.
SAVAŞ BÖLGESEL KRİZE DÖNÜŞÜYOR
İran'ın Körfez ülkelerine karşı potansiyel tehditler oluşturabilmesi, çatışmanın iki ülke arasındaki bir savaşın ötesine geçtiğini gösteriyor. Aşıkoğlu, bu gelişmenin bölgesel bir enerji krizini tetikleyebileceği konusunda uyarılarda bulundu.
EKONOMİK ETKİLERİ ARTARAK DEVAM EDİYOR
Savaşın ekonomik etkilerine de dikkat çeken Aşıkoğlu, petrol fiyatlarındaki artışın devletler, şirketler ve bireyler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, savaşın getirdiği ekonomik baskıları daha da derinleştiriyor.
“BU KRİZ DEVLETLERİ EZİP GEÇECEK”
Aşıkoğlu, savaşın geldiği aşamanın artık yalnızca askeri bir tehdit değil, aynı zamanda ciddi bir ekonomik yıkım riski taşıdığını ifade etti. Enerji altyapısının hedef alınması durumunda petrol fiyatlarının çok daha yüksek seviyelere çıkabileceği ve bunun küresel etkiler yaratabileceği konusunda uyardı.
İRAN SAVAŞINDA ENERJİ AKIŞI ÖNE ÇIKIYOR
Şahap Aşıkoğlu, değerlendirmesine şu şekilde devam etti: “Bu savaşın merkezinde artık toprak değil, enerji akışının kim tarafından, hangi rota üzerinden ve hangi güvenlik mimarisi altında yönetileceği sorusu bulunmaktadır. Eğer mesele sadece İran’ı cezalandırmak olsaydı, petrol ve gaz altyapısını hedef alan bir savaş stratejisi bu kadar öne çıkmazdı.”
Netanyahu’nun savaş sonrası Körfez petrol ve gazının İsrail’den Akdeniz limanlarına taşınmasını savunması, bu çatışmanın güvenlik boyutunun yanı sıra enerji güzergahı boyutuna da işaret ediyor. Bu strateji, savaşı klasik güvenlik meselesinden çıkartarak jeoekonomik harita revizyonu riskini büyütüyor.
Bu süreçte bazı saptamalar yapmamız gerektiğini belirten Aşıkoğlu, savaşın kısa sürede sona ermeyeceği ve etkilerinin kalıcı olabileceğini vurguladı. ABD için İran’ın büyük bir tehdit oluşturup oluşturmadığı tartışmalıydı ama savaş başladığında İran ile neredeyse bir uzlaşı sağlanmıştı. Aşıkoğlu, bazı Amerikalı otoritelerin bu durumu “tercih edilen bir kriz” olarak değerlendirdiğini aktardı.
Tarafsız ülkelerin taraf seçmek zorunda kaldığını belirten Aşıkoğlu, İngiltere’nin de üslerinin ABD ve İsrail tarafından kullanılmasına izin vermek durumunda kaldığını ifade etti. Savaşın uzamasıyla birlikte ekonomik boyutun da giderek arttığına dikkat çekti.
Savaşın petrol altyapısına yönelmesiyle birlikte piyasanın asıl korkusu petrol fiyatı olmaktan çıkıp “fiziksel erişim riski” haline dönüşmüştür. Bu, savaşın sadece petrolü pahalı hale getirmediği, aynı zamanda bulunmasının ve erişilmesinin zorlaştığı anlamına geliyor. Dünyanın başka yerlerinde arz fazlası olsa bile, erişim sağlanamıyor.
Savaş artık sadece İran-İsrail savaşı değil; Körfez’in tamamını kapsayan, sistemik bir enerji krizi potansiyeli taşımaktadır. İran'ın Katar, BAE, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri hedef alması, çatışmanın ikili bir çatışma formatından çıkıp bölgesel bir çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor.
PETROL FİYATLARI VE MALİYET ŞOKU
İran, ABD ve İsrail arasındaki savaş şu an 20. gününde. Savaşın 3. günü yapılan sektörel toplantılarda, eğer savaş süresi 3 haftayı aşarsa Brent petrolün yıl sonuna kadar 100-120 dolar arasında dalgalanacağı öngörülmüştü. O günkü senaryolardan en kötüsü bugün yaşanıyor; Brent petrol 119 dolara yükseldi ve şu an 113 dolardan işlem görüyor.
Savaşın başladığı 28 Şubat’ta 8 ton akaryakıtın maliyeti yaklaşık 6 milyon dolar iken, bugün bu maliyet 11 milyon dolara çıkmış durumda. Aynı ürün, aynı gemi ama 5 milyon dolar daha fazla ödeniyor. Bu fark, savaşın maliyeti olarak hem halk hem de ticari kuruluşlar tarafından ödeniyor.
Devletlerin, halkı ve ticari kuruluşları koruma adına nasıl bir yükün altına gireceği de önemli bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye Merkez Bankası ekonomistlerinin çalışmaları, Brent petrol fiyatındaki 10 dolarlık artışın Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 2,6 milyar dolar artıracağına ve enflasyona 1,2 puanlık ek baskı yapabileceğine dikkat çekiyor. Sadece Brent petrol fiyatından kaynaklanan fark ile yıl sonuna kadar Türkiye’nin cari açığının 13 milyar dolar, enflasyonun ise 6 puan artabileceği öngörülüyor.
Özetle, bu savaşın tırmandırılan boyutu, artık devletleri, merkez bankalarını, şirketleri ve halkı ciddi şekilde etkileyen bir boyuta ulaştı. Özellikle İsrail’in İran’ın South Pars doğal gaz sahası ve Asaluyeh’deki işleme altyapısını hedef alması, savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda enerji-jeopolitiği eksenine kaydığını gösteriyor. Bu durum, yalnızca İran’ın ekonomisini değil, tüm dünya devletlerinin ekonomilerini ciddi risk altına alıyor. Bu yıkım devam ederse, Brent petrolün 150 doları zorlaması bekleniyor.