
Görgüner: Enflasyon Ortamında Ücretlerin Güncellenmemesi Gelir Kaybı Yaratır
LDH Genel Başkanı Engin Deniz Görgüner, hayat pahalılığı düzenlemesini eleştirerek, ücretlerin zamanında güncellenmemesinin gelir adaletsizliğini artırdığını vurguladı.
1 kez görüntülendi
Liberal Demokrasi Hareketi (LDH) Genel Başkanı Engin Deniz Görgüner, yasa gücünde kararname ile yürürlüğe giren hayat pahalılığı düzenlemesini eleştiren bir açıklama yaptı.
"ENFLASYON ORTAMINDA ÜCRETLERİN ZAMANINDA GÜNCELLENMEMESİ, GELİRİN DÜZENLİ BİÇİMDE AZALMASI ANLAMINA GELİR"
Görgüner, kamu çalışanları ve emeklilere yönelik hayat pahalılığı ödeneğinin 2026 yılı için farklı bir uygulama takvimine bağlanmasını eleştirerek, 1 Ocak 2026'dan itibaren oluşacak artış farkının iki ayrı dönemde maaşlara yansıtılmasının ekonomik açıdan yanlış olduğunu belirtti. Açıklamasında, "yüksek enflasyon ortamında ücretlerin zamanında güncellenmemesi, reel gelirin düzenli biçimde azalması anlamına gelir" ifadelerini kullanan Görgüner, bu durumun özellikle düşük ve orta gelirli kesimlerde doğrudan refah kaybına yol açtığını ifade etti.
"MEVCUT HAYAT PAHALILIĞI SİSTEMİ GELİR FARKINI BÜYÜTÜYOR"
LDH Genel Başkanı Görgüner açıklamalarına şu şekilde devam etti:
"Sorun sadece bu kararla sınırlı değildir. Mevcut hayat pahalılığı sistemi, bu ekonomik koşullarda istenilen şekilde çalışmamaktadır. Buradaki sorun, hayat pahalılığı oranının herkes için aynı şekilde uygulanmasıdır. Örneğin, yüzde 30'luk bir hayat pahalılığı artışında 60 bin lira maaş alan birinin geliri 18 bin lira artarken, 180 bin lira maaş alanın geliri 54 bin lira artar. Bu yapı, 'az kazanana az, çok kazanana çok' anlayışıyla gelir farkını daraltmaz, aksine büyütür.
'HAYAT PAHALILIĞI DÜŞÜK GELİRLİYİ KORUYACAK ŞEKİLDE KADEMELİ UYGULANMALI'
Ayrıca bu durum sadece sosyal bir problem değil, aynı zamanda mali ve parasal sonuçlar da doğurur. Kamu harcamaları bu mekanizma üzerinden hızla genişlerken, geniş tabanlı gelir artışı talep tarafını canlı tutar ve fiyatlar üzerindeki baskıyı kalıcı hale getirebilir. Bu nedenle, mevcut haliyle hayat pahalılığı sistemi, yüksek enflasyon ortamında hem maliyetli hem de bozucu bir etki yaratmaktadır. Yapılması gereken nettir: Hayat pahalılığı, düşük gelir grubunu gerçek anlamda koruyacak şekilde kademeli olarak uygulanmalı, yüksek gelir gruplarında ise aynı oranın otomatik biçimde verilmesinden vazgeçilmelidir.
'KAMU MALİYESİNİN MEVCUT YAPISI SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİLDİR'
Kamu maliyesinin mevcut yapısı da bu durumu besleyen temel unsurlardandır. Harcamaların büyük kısmı personel giderleri ve cari transferlere bağlanmış durumdadır. Bu tür bir yapı ekonomik olarak katı bir bütçe yapısı yaratır. Yani devletin harcama esnekliği yoktur. Gelir arttıkça harcama otomatik olarak genişler, gelir daraldıkça ise sistem kendini küçültemez. Bu durum, kronik açık, artan borçlanma ve yükselen finansman maliyetleri doğurur. Aynı zamanda kamu, kaynaklarını üretken alanlara yönlendiremez. Yatırım kapasitesi zayıflar, büyüme potansiyeli düşer. Bu yapı sürdürülebilir değildir.
'ENFLASYONİST ORTAMDA KONTROLSÜZ KAMU HARCAMASI VE HATALI ÜCRET MEKANİZMASI BİR DÖNGÜ YARATIR'
Enflasyonist bir ortamda kontrolsüz kamu harcaması ile hatalı ücret mekanizması bir döngü oluşturarak birbirini besler. Ücretler artar, harcamalar genişler, talep canlı kalır ve fiyatlar yükselir; sistem yeniden aynı noktaya döner. Bu döngü kırılmadığı sürece alınan her karar geçici bir rahatlama yaratır, ancak sorunun kendisini büyütür.
'DÜZENLEMENİN YASA GÜCÜNDE KARARNAMEYLE YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ SORUNLUDUR'
Son olarak, hayat pahalılığı düzenlemesinin yasa gücünde kararname yoluyla yürürlüğe girmesi de en az kararın içeriği kadar sorunludur. Meclis'te tartışılan, sendikaların tepki gösterdiği ve toplumun günlerdir konuştuğu bir konuda bu yola başvurulması, alınan kararın siyasal ve kurumsal boyutunu büyütmüştür. Kararnamenin sonradan Meclis'e sunulacak olması da bu durumu değiştirmez.
'PARLAMENTER ZEMİNİ DARALTMAK KURUMSAL GÜVENİ AŞINDIRIYOR'
Çünkü burada asıl mesele, hükümetin ilk olarak hangi yolu seçtiğidir. Meclis'te tartışmalar sürerken, toplumsal tepkiler devam ederken ve siyasal sorumluluk alınması gerekirken yürütme eliyle sonucu önceden belirlemek, parlamenter zemini fiilen daraltır. Bu yaklaşım, kararın kendisinden bağımsız olarak kurumsal güveni zedeler.
Ortaya çıkan tablo, statükonun kriz anlarında yine aynı refleksle hareket ettiğini gösteriyor. Reform yapmadan, mali yapıyı düzeltmeden ve gerçek soruna dokunmadan kısa vadeli ve kapalı yöntemlerle ilerlemek. Bunun sonucu her seferinde daha ağır olur. Çünkü bu düzen sürdükçe maliyetler ertelenmez, birikir. Bu birikimin en ağır yükü de geleceğe taşınır. Özellikle biz gençler için bu; daha pahalı bir yaşam, daha dar bir ekonomik alan ve daha sınırlı bir gelecek demektir.