
Yeşil Barış Hareketi'nden İTÜ'ye Orman Arazisi Devrine Tepki
Yeşil Barış Hareketi, orman alanlarının genişletilmesi üzerine yapılan değişikliklerin çevresel riskler taşıdığını vurguladı.
1 kez görüntülendi
Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, Cumhuriyet Meclisi tarafından onaylanan "Alçak Ormanların Devri ve İcarı Yasası Değişikliği" ile orman alanlarının kullanımının genişletildiğini belirterek, bu düzenlemenin anayasal koruma hükümlerini zayıflattığını ifade etti.
Sahir, yazılı açıklamasında orman alanlarının daha önce "turizm" bahanesiyle tahsis sürecinin başlatıldığını, yapılan değişiklikle ise "eğitim, sağlık ve benzeri" nedenlerin de eklenerek kapsamının genişletildiğini dile getirdi. Bu durumun yalnızca bir yasa değişikliği olmadığını, anayasanın ormanları koruma altına alan hükümlerinin fiilen aşındırıldığını savundu. Daha önce Bafra bölgesinde başlatılan uygulamaların kapsamının genişletilerek sürdürüldüğünü vurgulayan Sahir, bunun orman alanlarının istisnai değil, sürekli ve yaygın biçimde elden çıkarılmasının önünü açtığını söyledi.
Tahsis edilen alanların büyüklüğüne dikkat çeken Sahir, Türkiye'deki büyük üniversitelerde öğrenci başına düşen alanın yaklaşık 40 metrekare olduğunu, Kıbrıs’taki yerleşke için talep edilen alanın ise öğrenci başına yaklaşık 670 metrekareye ulaştığını belirtti. Bu büyüklüğün eğitim ihtiyacıyla açıklanamayacağını savunan Sahir, durumun kamu yararı kavramının sınırlarının aşındırıldığına dair ciddi endişeler yarattığını ifade etti.
Açıklamasında, devam eden bir yargı sürecinin yasa değişiklikleriyle etkisiz hale getirilmesinin hukuk devleti ilkesi açısından sakıncalı olduğunu da vurguladı. Sahir, bu durumun yalnızca mevcut davayı değil, gelecekteki benzer süreçleri de olumsuz etkileyecek bir emsal oluşturduğunu ve yargıya duyulan güveni zedelediğini belirtti.
Ormanların ada ekosistemi açısından hayati bir öneme sahip olduğunu ifade eden Sahir, bu alanların su kaynaklarının korunması, erozyonun önlenmesi, iklim dengesinin sağlanması ve biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik rol oynadığını kaydetti. Zaten sınırlı olan orman alanlarının kaybının gelecek nesillerin yaşam hakkını tehdit ettiğini vurguladı.
Eğitim ve sağlık yatırımlarına karşı olmadıklarını belirten Sahir, bu yatırımların orman alanları dışında planlanması gerektiğini ifade etti. Kamu yararı kavramının belirsiz bir şekilde genişletilmesinin, istisnaların kural haline gelmesine ve geri dönüşü olmayan çevresel tahribatlara yol açacağını savundu.
Sahir, söz konusu düzenlemelerin çevresel tahribatlar yaratmasının yanı sıra Meclis, milletvekilleri ve yargıya duyulan güveni de sarstığını ileri sürdü. Yargı süreçlerinin etkisiz hale getirilmesinin toplumda adalet duygusunu aşındırdığını ve kurumsal yapıya olan inancı zayıflattığını belirtti.
Sahir, yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı:
1. Söz konusu yasa değişikliğinin yeniden değerlendirilmesi,
2. Orman alanlarının anayasal koruma çerçevesinde güvence altına alınması,
3. Devam eden yargı süreçlerine müdahale anlamına gelen uygulamalardan vazgeçilmesi,
4. Tüm planlama süreçlerinin şeffaf ve bilimsel esaslara göre yürütülmesi.
Sahir, Kuzey Kıbrıs'ın sınırlı doğal varlıklarının korunmasının yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda bir gelecek ve yaşam meselesi olduğunu belirtti. Ayrıca, düzenlemeye destek veren milletvekillerinin alınan kararların çevresel, hukuki ve toplumsal sonuçlarından sorumlu olduğunu ifade etti.