
Rusya ve Çin, İran’a Neden Askeri Destek Vermiyor?
Uzmanlar, Moskova ve Pekin'in İran'a destek vermemesini stratejik çıkarlarla açıklıyor.
1 kez görüntülendi
İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik iş birliklerine sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik döneminde bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmaması birçok soru işareti doğuruyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma arzusu ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme çabası olarak yorumluyor.
Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu görüşlerini National Interest dergisinde yayımlanan bir raporda paylaştı.
Mitchell, İran’ın izole bir durumda olduğunu ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürüttüğünü belirtiyor. Ancak, İran’ın müttefikleri olan Çin ve Rusya, belirgin bir şekilde sahnede yer almıyor. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu süreçte ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık amacıyla bölgeye daha fazla asker göndermeye devam ediyor.
Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karmaşanın bir göstergesi’ olarak değerlendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesini’ ise utanç verici buluyor.
Ancak bu durum, ilgisizlik veya ihmalden öte; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha dikkatli bir şekilde tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahale etmelerini kısıtlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı bir süreçte stratejik kazanç elde etme olasılığı bulunuyor.
Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikle Asya ve çevresindeki alanlara odaklayarak şekillendiriyor. Orta Doğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin için Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli değil. Modern tarihinde resmi ittifaklardan kaçınan Çin, tek güvenlik anlaşmasını 1961’den beri Kuzey Kore ile yapmış; bu bağın gücü ise sorgulanabilir.
Mitchell, Çin’in yıllar boyunca İran’a silah sağladığını, ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle karşılaştırılamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Pekin’in öncelikli sahasında yer almadığı için İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sunuyor.
Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel itici gücü olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, bu durum Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.
Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye devretme stratejisini yeniden değerlendirmeye zorlayabilir.
Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki dalgalanmalara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.
Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bu süreçte Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da bulunuyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan, Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.
Rusya, İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda konumlanıyor. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi oldukça sınırlı.
Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı kalmakta; ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisini sürdürmektedir. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirmiş olsa da, İran, Rusya için yeterli önemde değil.
Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacaktır. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri yaratabilir.
ABD’nin İran’a müdahalesi, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı bir destek sunuyor. ABD operasyonları, özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak, Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına sahip.
Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir ve savaşın avantajlarından faydalanabilir.
Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu temkinli tutum, bir ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesidir. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.