Körfez'de Çevre Krizi: Savaşın Görünmeyen Etkileri
DUNYA

Körfez'de Çevre Krizi: Savaşın Görünmeyen Etkileri

İsrail ve ABD'nin İran'a saldırıları, enerji altyapısını hedef alarak Körfez'de büyük çevre krizi risklerini artırıyor. Hava kirliliği tehlikesi gündemde.

1 kez görüntülendi
İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik başlattığı saldırılar, bölgenin çevresel geleceğini etkileyecek yeni bir dönem başlattı. 28 Şubat'ta başlayan bu saldırıların ilk günlerinde, İran'ın askeri tesisleri, hava savunma sistemleri ve stratejik noktaları hedef alındı. Ancak çatışmalar ilerledikçe hedef listesi genişledi ve petrol depoları, enerji terminalleri ile yakıt tesisleri de çatışmanın odak noktası haline geldi. İsrail'in Tahran çevresindeki petrol depolama tesislerine düzenlediği saldırıların ardından, başkentte günlerce süren yangınlar ve yoğun siyah duman bulutları oluştu. İran basını ve uluslararası gözlemciler, başkentin kuzey ve güneyindeki yakıt depolarının vurulmasıyla büyük yangınların meydana geldiğini ve şehrin üzerinde kalın bir duman tabakasının oluştuğunu bildirdi. Çatışmalar yalnızca İran sınırları içinde kalmadı, İran'ın karşı saldırıları Körfez'e de yayıldı. Bahreyn'de ABD Beşinci Filosu'nun bulunduğu bölgeler ve liman çevresindeki tesisler, İran'a ait füze ve insansız hava araçlarının hedefi oldu. Mina Salman Limanı'nda bir petrol tankerinin hasar gördüğü ve bölgede yangın çıktığı duyuruldu. Savaşın enerji altyapısını hedef alması, bölgede petrol üretimi ve taşımacılığı açısından ciddi bir krize yol açtı. Körfez'deki bazı petrol sahaları, rafineriler ve LNG terminalleri güvenlik nedeniyle faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Katar'daki Ras Laffan LNG terminali, Suudi Arabistan'daki Ras Tanura rafinerisi ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Fujairah petrol terminali gibi önemli enerji merkezlerinde üretim ve sevkiyatların aksadığı bildiriliyor. Bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarını da hızla etkiledi. Savaşın başlamasının ardından petrol fiyatları kısa sürede 100 doların üzerine çıktı ve küresel petrol piyasalarında yeni bir arz krizi ihtimali tartışılmaya başlandı. Ortadoğu'daki çatışmaların enerji piyasaları açısından bu kadar kritik görülmesinin temel nedeni ise Hürmüz Boğazı'dır. İran ile Umman arasında yer alan bu dar su yolu, dünyanın en önemli petrol geçiş noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü bu boğazdan geçiyor. Bu da dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin Hürmüz Boğazı üzerinden taşındığı anlamına geliyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir askeri gerilim, hem bölge ülkelerini hem de küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilir. Savaşın başlamasıyla tanker trafiğinin önemli ölçüde azaldığı ve yüzlerce petrol tankerinin Körfez'de beklemek zorunda kaldığı biliniyor. Uzmanlar, çatışmaların enerji altyapısına yönelmesinin yalnızca ekonomik bir kriz yaratmadığını, aynı zamanda petrol depoları, rafineriler ve enerji tesislerinin hedef alınmasının çevresel açıdan ciddi riskler doğurabileceğini belirtiyor. İran'daki petrol depolarının vurulması sonrası oluşan yoğun duman ve partikül bulutları, bu riskin ilk işaretleri olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, petrol yangınlarının sadece hava kirliliğine yol açmakla kalmadığını, aynı zamanda toprak, su ve ekosistem üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğini ifade ediyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Cumali Kınacı, enerji altyapısının hedef alınmasının savaşın görünmeyen ancak en kalıcı sonuçlarından birini oluşturabileceğine dikkat çekiyor. İran'ın başkenti Tahran, uzun yıllardır dünyanın en kirli havasına sahip şehirlerinden biri olarak biliniyor. Yoğun trafik, sanayi faaliyetleri ve coğrafi yapı nedeniyle şehirde özellikle kış aylarında ciddi hava kirliliği yaşanıyor. İsrail'in enerji depolarını hedef alan saldırıları sonrası meydana gelen büyük yangınlar, bu sorunu daha da derinleştirebilecek yeni bir tabloyu gündeme getiriyor. Petrol depolarının vurulmasıyla ortaya çıkan yangınlar, atmosfere yoğun duman ve ince partiküller salıyor. Bu partiküller şehir üzerinde uzun süre askıda kalabiliyor veya zamanla yere çökelerek çevredeki yaşam alanlarını etkileyebiliyor. Prof. Dr. Cumali Kınacı, petrol yangınlarının özellikle hidrokarbon kaynaklı kirleticiler nedeniyle ciddi bir risk oluşturduğunu belirtiyor; "Petrol ve petrol ürünlerinin en kirletici kısmı tam yanmamış gaz halindeki hidrokarbonlardır. Yoğun duman ve partikül formunda atmosfere yayılan bu maddeler zehirleyici etkiye sahiptir." Petrol yangınlarından çıkan kirleticiler yalnızca kısa süreli bir duman etkisi yaratmıyor. Atmosfere yayılan partiküller yer seviyesinde uzun süre kalabiliyor ve insan sağlığı üzerinde kalıcı etkiler bırakabiliyor. Bu etki yalnızca canlı sağlığıyla sınırlı değil. Kınacı'ya göre, duman ve partiküllerin asit yağmuruna dönüşmesi ve yere düşmesi cansız varlıklar üzerinde de olumsuz etkiler yaratabiliyor. "Duman ve partiküller akut ve kronik zehirlenmelere neden olabilir. Petrol tesislerinin vurulduğu yerleşimlerde zamanla kronik solunum yolu hastalıklarında ciddi artış görülebilir." Enerji altyapısının hedef alınması yalnızca Tahran gibi büyük şehirlerde hava kirliliğine yol açmakla kalmıyor. Petrol depoları, rafineriler ve enerji terminallerinin zarar görmesi durumunda ortaya çıkabilecek petrol sızıntıları, Körfez'de çok daha geniş bir çevresel soruna yol açabilir. Körfez, dünya enerji piyasasının kalbi olarak kabul ediliyor. Suudi Arabistan, İran, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeler, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden bazılarına sahiptir. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek bir petrol sızıntısı, yalnızca bir ülkeyi değil, tüm ekosistemi etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Prof. Dr. Cumali Kınacı’ya göre, petrolün toprağa ve suya karışması ekosistemin tüm katmanlarını etkileyen zincirleme bir süreci tetikliyor. "Petrol toprağın gözeneklerini kapatarak bitki köklerinin hava almasını engeller ve bitkilere ani zehirleyici etki gösterir." Petrolün suya karışması ise çok daha geniş bir çevresel tahribat yaratabilir. Bu durum, yalnızca deniz canlılarını değil, kıyı ekosistemlerini ve gıda zincirini de etkileyebilir. Ekosistemdeki bir katmanın zarar görmesi, besin zincirinin üst basamaklarında yer alan canlılara kadar uzanan bir etki yaratabilir. Kınacı durumu şöyle özetliyor; "Ekosistem piramidinde bir katman yok olduğunda, bir üst katmandaki canlılar da zamanla etkilenir. Bu zincirin en üstünde ise insan bulunur." Uzmanlara göre savaşların çevresel etkileri çoğu zaman çatışmalar sona erdikten sonra daha net bir şekilde ortaya çıkar. Petrol yangınları, sızıntılar ve kirleticiler, yalnızca kısa vadeli bir çevre sorunu yaratmıyor; toprak, su ve ekosistem üzerinde yıllarca sürebilecek hasarlar bırakabiliyor. Prof. Dr. Cumali Kınacı, enerji altyapısının hedef alınmasının bölge için uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor ve ekliyor; "Savaş geriye solunum hastalıklarının arttığı, fiziki ve psikolojik olarak etkilenmiş bir bölge bırakacaktır." Atmosfere yayılan karbon ve diğer sera gazlarının, iklim değişikliğini hızlandırabilecek etkileri de bulunuyor. Kınacı'ya göre, petrol tesislerinin bombalanması, atmosfere büyük miktarda karbon salınımı bırakıyor ve bu durum iklim değişikliğini hızlandırabilir. Yangınlar ve petrol atıklarıyla kirlenen arazilerin eski haline dönmesi ise uzun yıllar alabiliyor. Benzer şekilde, petrol sızıntılarıyla kirlenen su kaynaklarının temizlenmesi de oldukça zor ve maliyetli bir süreçtir. Prof. Dr. Cumali Kınacı, petrolle kirlenen suların arıtılmasının teknolojik olarak zor ve son derece pahalı olduğunu vurguluyor. Çoğu uzmana göre, Ortadoğu'daki savaşın çevresel etkileri, çoğu zaman askeri ve siyasi gelişmelerin gölgesinde kalıyor. Ancak enerji altyapısının hedef alınmaya devam etmesi durumunda, çatışmaların geride bıraktığı çevresel tahribatın etkileri bölge halkı için on yıllar boyunca hissedilebilir.