
İsrail İstihbaratı: İran Liderliği Arasında Büyük Ayrışma Yaşanıyor
İsrail askeri istihbaratı Aman, İran yönetiminde ciddi bir liderlik krizi olduğunu ve Hamaney sonrası dönemde belirsizlikler yaşandığını açıkladı.
1 kez görüntülendi
İsrail ordusuna bağlı askeri istihbarat birimi Aman tarafından yayımlanan bir raporda, İran yönetiminde önemli bir bölünme yaşandığı öne sürüldü. Raporda, bu ayrışmanın Tahran'daki rejimin kısmi çöküşüne işaret edebileceği vurgulandı.
Aman, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney’in yokluğunun büyük bir boşluk yarattığını belirtti. Hamaney gibi otoriter bir figürün artık bulunmadığını ifade eden raporda, onun etrafında diğer isimleri birleştiren ve son kararı veren bir liderlik anlayışının kaybolduğu kaydedildi. Hamaney’in ölümünden sonra göreve gelen oğlu Mücteba'nın ise babası kadar karizmatik olmadığı, dini ve siyasi açıdan yetersiz bulunduğu ve kritik kararlar alma noktasında zayıf kaldığı belirtildi.
Bu koşullar altında, Hamaney sonrası liderliğin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizliklerin sürdüğü ifade edildi. Raporda, İran kamuoyunun mevcut yönetimi eleştirirken, geçmişte eleştirdikleri ailevi yapıdan ve babadan oğula geçen yönetim anlayışından da bahsettiği aktarıldı.
Aman’ın hazırladığı ve Walla internet sitesinde yayımlanan raporda, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında etkisiz hale getirilen 55 üst düzey liderin ardından geride kalan isimler listelendi. Bu liderler arasında Mücteba Hamaney’in yanı sıra, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı’nın eski başkanı Hüseyin Taib de yer alıyor. Taib’in, Mücteba’nın yakın danışmanı olduğu ve Batı ile anlaşma yapmanın rejim için varoluşsal bir tehdit olduğunu düşündüğü ifade edildi.
Listede ayrıca, İran Dini Lideri’nin ofis başkanı Muhammed Abdullahi’nin de bulunduğu, Abdullahi’nin Hamaney’e erişimin kilit ismi olduğu ve liderlik içindeki rakip akımlar arasında hassas dengeleri yöneten bir figür olarak öne çıktığı belirtildi. Bunun yanı sıra, eski içişleri ve savunma bakanı Ahmed Vahidi’nin de listede yer aldığı kaydedildi. Vahidi’nin sert tutumlarıyla bilindiği, DMO’nun güvenlik ve yürütme kanadını temsil ettiği ve İran’ın bölgedeki etkisini sürdürme politikalarını savunduğu ifade edildi.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da öne çıkan isimler arasında olduğu vurgulandı. Kalibaf’ın ABD ile yürütülen müzakerelerde önemli bir rol üstlendiği, muhafazakâr bir siyasetçi olmasına rağmen ekonomik iyileşmeye odaklandığı ve yeni halk protestolarını önlemek için çaba gösterdiği belirtildi. Ayrıca, Kalibaf’ın radikal kanatla iletişim kanallarını açık tutmaya çalıştığı da ifade edildi.
Raporda, reformist kanat içinde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın öne çıktığı kaydedildi. Pezeşkiyan’ın, İran üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması için daha ılımlı bir yaklaşım izlemeye çalıştığı ancak DMO’nun kısıtlamaları nedeniyle etkisinin sınırlı kaldığı belirtildi. Ayrıca, Pezeşkiyan’ın, ‘devrim değerlerine ihanet’ suçlamasıyla hedef alınan bir kampanyanın kurbanı olduğu ifade edildi.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de listede yer aldığı ve 2015 yılında Batılı ülkelerle imzalanan nükleer anlaşmada müzakereci olarak görev yaptığı hatırlatıldı. Aman’dan üst düzey bir yetkilinin değerlendirmesine göre, Arakçi’nin deneyimli bir diplomat olduğu ve İran’ın ABD karşısında boyun eğmeden taviz formülleri aradığı kaydedildi.
Raporda, bu isimlerin dışında ‘ipleri elinde tutanlar’ olarak tanımlanan bir grubun bulunduğu belirtildi. Bu grubun öne çıkan isimlerinden Ali İftihari’nin, istihbarat çevrelerinde ve Mücteba Hamaney’i liderliğe seçen dini elitler arasında etkili bir figür olduğu ifade edildi. Söz konusu grubun, devrimin dini ideolojisini rejimin temel dayanaklarından biri olarak gördüğü belirtildi.
Ali Raidin’in, karar alma mekanizmalarıyla güçlü bağlantıları olan üst düzey bir güvenlik yetkilisi olduğu ifade edildi. Bir İsrailli generalin Raidin’i ‘zincirin en güçlü halkası’ olarak nitelendirdiği ve kendisine rejimin iç ve dış tehditler karşısında korunması görevinin verildiği aktarıldı. Raidin’in, İsrail saldırıları sonrası ağır darbe alan Besic güçlerini yeniden yapılandırmakla görevlendirildiği de kaydedildi.
Aman bünyesindeki bir İsrailli general, mevcut İran yönetiminin en büyük zayıflığının, nihai kararı verecek tek bir otoritenin olmaması olduğunu vurguladı. Bu durumun, alınan her kararın itiraz ve şüpheyle karşılanmasına neden olduğunu, bireysel ve karşılıklı güvenin sarsılmaya başladığını ifade etti. Ateşkes ortamına rağmen, liderlik kadroları arasında gerginliklerin sürdüğü de dile getirildi.
General, savaş süreçleri, suikastlar, Ali Hamaney’in yokluğu, yaşanan yıkımlar ve iletişim kopukluklarının, İran yönetim yapısında ciddi bir çatlağa yol açtığını ve karar alma süreçlerini zorlaştırdığını söyledi.
Rapora göre, yeni isimlerin göreve gelmesiyle birlikte yönetimde bir karmaşa oluştu ve iktidar krizi derinleşti. İranlı müzakerecilerin, hükümetlerinin hangi tavizleri verebileceği ya da bu konuda kime başvuracakları hususunda sınırlı bilgiye sahip oldukları gözlemlendi. Ayrıca, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın etkisini artırdığı ve fiili olarak, resmi olarak ülkeyi yöneten dini liderlikten daha fazla güç kullandığı belirtildi.
Aman, radikal kanadın, Washington ile anlaşma ya da uzlaşıya varan tarafların çabalarını sabote edebileceği ihtimalini de göz ardı etmedi.
Walla internet sitesi, ‘Aslanın Kükreyişi’ adı verilen operasyon kapsamında Besic güçlerine ait yüzlerce hedefin vurulduğunu ve üst düzey yetkililerin öldürüldüğünü bildirdi. Ancak İsrail ordusu, rejimin devrilmesine yönelik herhangi bir talimat verilmediğini ve yalnızca hava saldırılarının bu hedef için yeterli olmayacağını açıkladı.
Siyasi düzeyin, ülke içindeki kritik ulusal altyapının hedef alınmasını engellediği de ortaya kondu. Saldırıların yol açtığı hasara rağmen, İran halkının kitlesel bir şekilde sokağa çıkmadığı belirtildi. Güvenlik kurumları içindeki değerlendirmelere göre, operasyonun amacı, İran rejiminin istikrarını sarsmak ve kontrol kapasitesini zayıflatmak oldu. Bu kapsamda özellikle protestoların bastırılmasında kilit rol oynayan Besic güçleri başta olmak üzere iç güvenlik unsurlarının hedef alındığı ifade edildi.