
İran'da İnsan Hakları Krizi Derinleşiyor: BM Misyonu Uyardı
BM Misyonu, İran'daki sivillerin, silahlı çatışmalar ve baskılar arasında sıkıştığını vurguladı. İhlallerin insanlığa karşı suç olabileceği değerlendirildi.
1 kez görüntülendi
Birleşmiş Milletler'e bağlı olarak faaliyet gösteren bağımsız Birleşmiş Milletler İran Bağımsız Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonu, Ortadoğu'da süregelen çatışmaların İran'daki kurumsal baskıyı artırma potansiyeline dikkat çekti. Misyon, İranlı sivillerin artan askeri operasyonlar ve yetkililerin sıkı güvenlik önlemleri arasında sıkıştığını ifade etti.
Misyon tarafından yayımlanan raporda, İran'da sivillerin “devam eden silahlı çatışmaların çekici ile benzeri görülmemiş düzeylere ulaşan baskının örsü arasında” kaldığı belirtiliyor. Bazı ihlallerin insanlığa karşı suç sayılabileceği değerlendirmesi de yapıldı.
Raporda, insan hakları krizinin, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ile İran'ın bölgedeki misilleme saldırılarının ardından daha da kötüleşmesinin “muhtemel” olduğu vurgulandı.
Üç üyeden oluşan ve ihlallere dair kanıt toplamakla görevli misyon, son 11 ay içinde ülkede açık bir baskı modelinin tespit edildiğini açıkladı. Raporda, özellikle iletişim ve internetin kesildiği dönemlerde gözaltındaki bireyler dahil sivillerin korunmasının silahlı çatışma koşullarında daha da zorlaştığı dile getirildi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, bu misyonu Kasım 2022'de, genç kadın Mahsa Amini'nin ölümü sonrasında patlak veren geniş çaplı protestolar üzerine başlatılan baskı kampanyası üzerine kurmuştu.
Raporda, İran'daki insan hakları durumunun 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana “keskin biçimde kötüleştiği” belirtiliyor. İran halkının şu anda “haftalar ya da aylar sürebilecek geniş çaplı bir askeri kampanya” ile artan iç kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığı ifade ediliyor.
Misyon, İran'da ve bölgede sivillere daha fazla zarar verilmesini önlemek amacıyla tüm taraflara saldırıları derhal durdurma çağrısında bulundu.
Misyonun en son raporu çarşamba günü Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'ne sunuldu ve Nisan 2025'ten bu yıl 18 Şubat'a kadar olan dönemi kapsıyor.
Raporda, devletin öncülüğündeki baskı yöntemlerinin “yalnızca devam etmekle kalmadığı, aynı zamanda gelişip güçlendiği” vurgulandı. Bu durumun özellikle geçen yıl 28 Aralık'ta başlayan protesto dalgasından sonra daha belirgin hale geldiği kaydedildi.
Güvenlik güçlerinin, saldırı tüfekleri ve ağır makineli tüfekler dahil “aşırı ve ölümcül güç” kullanmakla suçlandığı ve bunun çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açtığı ifade edildi.
Rapor ayrıca, Haziran 2025'te İran ile İsrail arasında 12 gün süren savaşa da değindi. Evin Cezaevi kompleksine düzenlenen saldırının sivil bir hedefi vurduğu gerekçesiyle savaş suçu teşkil edebileceği değerlendirildi. Bu saldırıda yaklaşık 80 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Misyon, İranlı yetkililerin işlediği bazı ağır ihlallerin insanlığa karşı suç kapsamına girebileceği sonucuna vardı. Bu ihlaller arasında öldürme, keyfi tutuklama, işkence, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı zulüm ve zorla kaybetmeler yer alıyor. Rapora göre bu ihlaller, “sivillere yönelik geniş çaplı ve sistematik bir saldırı çerçevesinde” gerçekleştirildi.
Ayrıca, ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İranlı yetkililerin ABD ve İsrail ile devam eden savaşla bağlantılı suçlamalar sebebiyle yaklaşık 200 kişiyi gözaltına aldığını bildirdi.
Ajans, en az 195 kişinin ülkenin farklı bölgelerinde gözaltına alındığını aktarırken, bu bölgeler arasında Tahran, ülkenin merkezi ve kuzeybatı kesimleri de bulunuyor.
Gözaltına alınanlara sosyal medya faaliyetleri, yabancı medya kuruluşlarına içerik göndermek, casusluk ve kamu güvenliğini bozmak gibi suçlamalar yöneltildiği bildirildi.
İran Devrim Muhafızları’na bağlı istihbarat birimi, saldırıya uğrayan bazı noktaları görüntüleyip fotoğrafları yabancı medyaya gönderen 10 kişinin yakalandığını açıkladı. Resmi medya ise bu kişilerin itiraf görüntülerini yayımladı. HRANA, söz konusu ifadelerin baskı altında alındığını ileri sürdü. Ülkenin ulusal polis teşkilatı komutanı Ahmed Rıza Radan, protestocuları “düşman” olarak muamele görmekle tehdit ederek güvenlik güçlerinin “tetikte” olduğunu duyurdu.
Devlet televizyonunda yayımlanan bir başka kayıt da tartışma yarattı. Bir sunucu, bazı kişilerin kaos ortamından yararlanarak muhalif faaliyetlere girişmesi halinde yetkililerin “anneleri ağlatacağını” belirtti.
Bu gelişmeler, savaş öncesinde ülkede yaşanan geniş çaplı protesto dalgasının ardından artan iç gerilim ortamında yaşanıyor. İnsan hakları örgütlerine göre, protestoların bastırılması sırasında binlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi de gözaltına alındı.
Bahar Gandehari, İran’da İnsan Hakları Merkezi adına yaptığı açıklamada, İranlı yetkililerin “savaş ve kriz ortamlarını iç baskıyı artırmak için kullanmaya alışkın olduğunu” belirtti.
Gandehari, hükümetin giderek daha fazla muhalefeti casuslukla eş tuttuğunu ve eleştirileri devlet düşmanlığı olarak nitelendirdiğini ifade ederek, bunun güvenlik önlemlerinin sertleştirilmesi için siyasi bir zemin oluşturduğunu vurguladı.