
İngiliz üslerinden kurtulmanın yolu: Çözüm ve NATO üyeliği
Politis gazetesinde yer alan makaleye göre, İngiliz üslerinin statüsünün değişmesi Kıbrıs sorununun çözümü ve birleşik Kıbrıs’ın NATO üyeliğiyle mümkün.
1 kez görüntülendi
Politis'te yayımlanan bir analizde, Kıbrıs’taki İngiliz egemen askeri üslerinin statüsünü değiştirmenin tek yolunun, öncelikle Kıbrıs sorununun çözülmesi ve ardından birleşik Kıbrıs’ın NATO’ya katılması olduğu ifade edildi. Makalede, bu sürecin gerçekleşmesi için üslerin NATO üssü haline getirilmesi gerektiği vurgulandı. "Diğer her şey popülizmdir ve halkla alay etmektir" denilerek bu durumun ciddiyeti belirtildi.
Gazetenin “Tamam Niko Efendim” başlığıyla yayımladığı Theodoros Theodoru imzalı yazıda, Rum Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos'un BBC Newsnight'ta gündeme getirdiği konunun, aslında bir gaf olarak değerlendirildiği, ancak Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis’in İngiltere hükümeti nezdinde bu meseleyi resmen gündeme getirme zamanlamasının eleştirildiği belirtildi.
Hristodulidis’in, üslerin statüsünün değiştirilemeyeceğini bildiği halde, iletişim stratejisi olarak bu konuyu gündeme getirmeye karar verdiği kaydedildi. Ayrıca, iki ay içinde Güney Kıbrıs’ta yapılacak genel seçimler öncesinde, "üsler gitsin" kampanyasının etkili olacağına dikkat çekildi.
Makalede, "Kıbrıs'taki herkes artık İngiliz üsleri konusunda uzman oldu" ifadesine yer verildi. İngiltere'nin üslerle ilgili anlaşmaları ihlal ettiği iddialarının asılsız olduğu belirtildi. İngiltere'nin, üs bölgeleri için ödemesi gereken kira bedelini ödemediği iddiasının yanlış olduğu, aslında İngiltere’nin, üslerin bulunduğu arazi için her beş yılda bir Rum yönetimine yardım olarak bir miktar ödediği ifade edildi. Bu ödemenin, karayolları, limanlar ve havaalanları gibi altyapı kullanımı için yapıldığı aktarıldı.
Makalede, "Ne yazık ki, bu basit şeyi anlayamıyoruz. İngiltere'nin kendi topraklarını kullanması karşılığında kira ödemeyi kabul etmesi nasıl mümkün olabilir?" denildi. Ayrıca, 1960'ta imzalanan antlaşmalara dayanarak İngiliz üslerinin egemenliğinin kabul edilmesi gerektiği vurgulandı.
Rum tarafının, "uluslararası hukukun temel ilke ve değerlerinin ihlali durumunda Zorunlu Hukukun (Jus Cogens) herhangi bir antlaşma veya anlaşmadan üstün olduğu" iddiasının, pratikte uygulanmasının zor olduğu kaydedildi. Hristodulidis’in bu konuyu, 2028 başkanlık seçimlerini kazanmak amacıyla gündeme getirdiği belirtildi.
Hristodulidis’in, Kıbrıslı Türkleri, "üstlerin geleceği hakkındaki görüşmelerde söz sahibi olabilmeleri için Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yeniden katılmaya" çağırdığı hatırlatıldı. Ayrıca, BM kararları çerçevesinde siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli bir federasyon temelinde görüşmelere hazır olduğunu belirtmesine rağmen, Zürih-Londra anlaşmalarını yeniden tesis etme konusundaki tutumunun çelişkili olduğu ifade edildi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, Hristodulidis’in açıklamalarını "fantastik ve mantığın sınırlarını aşan" bir durum olarak nitelendirdiği aktarıldı. Türkiye’nin de Hristodulidis’in, "üsler meselesinde söz sahibi olmak için önce Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiği" iddiasına yanıt vermediği ifade edildi.
Makalede, Hristodulidis’in açıklamalarının ciddiye alınamayacağına dair eleştiriler yapıldı. 1974’te benzer söylemlerde bulunan Glafkos Klerides’in, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’tan aldığı "Çok az, çok geç" yanıtı hatırlatıldı.
İngilizlerin Hristodulidis’e karşı sergilediği ılımlı tepkinin, onun bu tutarsız duruşunu sürdürmesine cesaret verdiği kaydedildi. "Sayın Başkan, İngilizlerle oyun oynanmaz. 1963'te Ulusal Lider 13 madde ile durumu bozdu ve Kıbrıs ilk kez bölündü" denildi.
Sonuç olarak, İngilizlerin talebin kabulü halinde Kıbrıs'tan ayrılacaklarına inanmanın saflık olacağı, üstelik bu durumda üslerin topraklarının Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri verilmesinin söz konusu olmayacağı vurgulandı. Hedefin, Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak ve ardından birleşik Kıbrıs'ın NATO'ya katılması gerektiği ifade edildi. Her şeyin ötesinde, bunun dışında kalan her şeyin popülizm ve halkla alay etmek olduğu belirtildi.