
İktisatbank Analizi: Jeopolitik Gelişmeler Risk İştahını Zayıflatıyor
İktisatbank, 2 Mart 2026 tarihli piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, jeopolitik gelişmelerin risk iştahını zayıflattığı belirtildi.
1 kez görüntülendi
İktisatbank, 2 Mart 2026 tarihli piyasa analiz raporunu yayımladı. Raporda, "Jeopolitik fay hattı kırıldı; risk iştahı zayıf fakat panik fiyatlanmıyor!" ifadelerine yer verildi.
Geçtiğimiz hafta, diplomasi trafiği hız kesmeden devam ederken müzakerelerin sürdüğü şeklinde bir izlenim oluştu. Ancak ABD'nin büyük bir askeri yığınak yapmış olması, bu durumun geçici olduğunu düşündürüyor. Bu nedenle, savaş ihtimalinin yüksek ve hatta kaçınılmaz olduğunu ifade etmiştik. Savaşın her türlüsüne karşı olsak da, piyasalara olan sorumluluğumuz nedeniyle İran'a yönelik olası saldırıların piyasalara etkilerini soğukkanlılıkla değerlendireceğiz.
İsrail'in Tahran'a yönelik hava saldırılarını artırması ve İran dini lideri Ali Khamenei'nin öldüğü haberinin gelmesi, Orta Doğu'da dengeleri köklü bir şekilde değiştirecek yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Savaşın kısa süreli olacağı öngörülse de, İsrail'in operasyonlarının devam edeceği ve İran'ın geçici bir liderlik konseyi kurduğu bilgisi dikkat çekiyor. Saldırının, ABD Kongresi ve uluslararası onay olmadan gerçekleştirilmesi, konunun başka bir boyutunu oluşturuyor. Savaşın uzaması ve ABD'nin mermilerini azaltması, süper güçler tarafından stratejik bir fırsat olarak izleniyor.
Savaş devam ederken, sahadaki durumu farklı açılardan değerlendirmek gerekiyor. Ekonomik açıdan enerji ve lojistik hatlarının alarm verdiğini söylemek mümkün. Dünyanın petrol akışının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı çevresinde petrol ve LNG tankerlerinin demirlemesi, arz akışında ciddi bir risk algısına işaret ediyor. Küresel hava trafiği etkilenirken, arzın kesileceği beklentisi ile haftayı 72,87 dolar seviyesinden kapatan Brent ham petrolün varil fiyatı, ilk işlemlerde %10’dan fazla artarak 82,37 dolara kadar yükseldi, ardından 77 dolara gerileyerek denge buldu. Resmi olarak Hürmüz Boğazı'nın kapandığına dair bir açıklama olmasa da, artan askeri varlık ve güvenlik uyarıları navlun, sigorta ve teslimat sürelerinde ciddi belirsizlikler yaratıyor.
OPEC+, ABD-İsrail’in İran’a yönelik operasyonları ve Tahran’ın misillemeleri nedeniyle Hürmüz Boğazı hattında sevkiyatın aksadığı bir dönemde, Nisan ayı için yalnızca 206 bin varillik sınırlı bir üretim artışı kararı aldı. Bu temkinli adım, piyasaya güçlü bir arz mesajı vermektense gelişmeleri izleme yaklaşımının ağır bastığını gösteriyor. Körfez’de sevkiyatın hızla normale dönüp dönmeyeceğini ve çatışmanın ne kadar süreceğini dikkate alarak petrol fiyatlarının seyri izlenecek. Yükselen petrol fiyatları net enerji ihracatçısı ülkeler için olumlu görünse de, ABD’de Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde artan akaryakıt fiyatları tüketici tarafında siyasi maliyetler yaratabilir. Dolayısıyla uzun vadeli bir operasyon ya da petrol arzının kalıcı biçimde azalması senaryosu, mevcut aşamada temel senaryomuz değil.
Reuters/Ipsos anketine göre, Amerikalıların sadece dörtte biri İran’a yönelik ABD saldırılarını destekliyor, %43’ü ise karşı çıkıyor. Katılımcıların %56’sı Başkan Trump’ın askeri gücü kullanma konusundaki istekliliğini fazla buluyor. Kamuoyunun, yeni ve maliyetli bir Orta Doğu çatışmasına temkinli yaklaştığı anlaşılıyor. Bu bağlamda, iki asimetrik gücü karşılaştırdığımızda, İran’ın ABD’ye karşı pek şansı olmasa da, yakın coğrafyada ABD üslerini hedef aldığını not etmeliyiz. İran’ın misilleme dalgası, Doğu Akdeniz’e kadar uzanıyor. İngiltere Savunma Bakanı John Healey, Kıbrıs yönüne iki balistik füze atıldığını ve bunların engellendiğini açıkladı. Londra, Kıbrıs ve adadaki İngiliz üslerinin doğrudan hedef alındığına dair kesin bir kanaat bulunmadığını vurgulasa da, bölgede güvenlik riskinin ciddi şekilde arttığını belirtmek gerekir.
Körfez ve Doğu Akdeniz’de enerji ve lojistik hatlarına yönelik endişeler tırmanırken, Dubai’nin “güvenli liman” imajının da sarsıldığını görüyoruz. Yüzlerce drone ve füzenin Abu Dhabi’de ABD üslerini hedef alması, bazı mühimmatların havada imha edilmesine rağmen düşen parçaların Palm Jumeirah ve Burj Al Arab çevresinde hasarlara yol açması, huzursuzluk yaratıyor. Geçtiğimiz hafta iş ziyareti yaptığım Dubai’de, nüfusunun yaklaşık %90’ının yabancılardan oluştuğunu gözlemledim. “Parlayan vitrin” olarak adlandırılan Dubai, ilk kez savaşın gölgesini bu kadar yakından hissetti. Ayrıca, olayların bölge geneline yayılma riski de göz ardı edilmemeli. İran’ın Körfez’deki Amerikan üslerine misilleme saldırısına karşı henüz bölge ülkeleri İran’a karşılık vermedi. Körfez ülkelerinin meseleyi daha fazla büyütmek istemeyecekleri düşüncesindeyiz.
Küresel gündemin iki ana sorusu şu şekilde beliriyor: Savaş mevcut haliyle mi kalacak, yoksa kapsamı genişleyecek mi? Ve bu tablo ne kadar sürecek? Mali piyasalar açısından mesele burada düğümleniyor. Belirsizlik ne kadar uzarsa, fiyatlamalar üzerindeki etkisi de kalıcı hale gelecektir. Petrol, navlun, sigorta primleri ve risk algısı zincirleme olarak yukarı yönlü etki yaratmaya devam ederse, enflasyon beklentilerinden merkez bankası projeksiyonlarına kadar geniş bir alanı yeniden şekillendirebilir. Örneğin, dünyanın en yoğun ve stratejik havalimanlarından biri olan Dubai’de geçtiğimiz hafta gözlemlediğim yoğun trafik akışının uzun süre durmasını düşünelim. Böyle bir merkezin uzun süre kapalı kalmasını sadece uçuşların iptali olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır!
Türkiye ile ilgili duruma bakacak olursak, Türkiye-İsrail ilişkilerinde herhangi bir tansiyon artışı gözlemlenmiyor. Bu noktadan sonra da önemli bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Türkiye’nin askeri gücünün kara harekâtı kapsamında ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. 12 gün süren savaşta ve son gelişmelerde, hava savunma sistemleri veya süpersonik füzelerin öneminin yeniden anlaşıldığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin net enerji ithalatçısı olduğu gerçeği göz önüne alındığında, artan enerji fiyatlarının enflasyonla mücadele ve cari açık ile savaşta olumsuz bir unsur olarak öne çıkacağı kesin. Ancak petrol fiyatlarındaki artışın uzun vadeli olmayacağı temel senaryomuzla, etkinin de kalıcı olmasını beklemiyoruz.
Enerji fiyatları olumsuz bir unsur olarak öne çıkarken, diğer yandan altın fiyatlarını unutmamak gerekiyor. TCMB’nin net yabancı pozisyonunda altının büyük bir paya sahip olması, hane halkının %55’inin altına yatırım yapacağını söylemesi ve gerçek kişilerin kıymetli metal depo hesaplarının toplam döviz mevduatının %61’ini kapsaması, altının yükselişinin petrol fiyatlarının yarattığı olumsuz etkileri bir nebze dengeleyeceğini düşündürüyor. Kuşkusuz, yaşanan gelişmeler havacılık şirketleri ve bankacılık sektörü üzerinden borsa endeksleri üzerinde baskı yaratacak, ancak savunma sanayi ve siber güvenlik hisseleri, Trump’ın izlediği yıkıcı politikalar çerçevesinde parlamaya devam edecektir.
Bu bağlamda, sabah erken saatlerde bültenimizi hazırlarken, altın ve gümüşün ons fiyatlarının spot piyasada sırasıyla 5,390 ve 96,40 dolar seviyesine kadar yükseldiğini, ardından 5,350 ve 9,50 seviyelerine gerilediğini gözlemledik. Altın cephesinde 5,050 dolar ortalama fiyatla uzun pozisyon taşıyoruz, gümüşte ise 81 dolar seviyesinden uzun pozisyonumuz mevcut. Öte yandan, büyük bir heyecanla takip ettiğimiz kripto para dünyasının lideri bitcoin, hafta sonu 63 bin dolar seviyesine kadar geriledikten sonra 66 bin dolar civarında yatay seyrediyor ve önemli bir değişim göstermiyor. Piyasalarda bir miktar huzursuzluk olsa da, ya da risk iştahı olumsuz olsa da, panik yaratacak bir durumun söz konusu olmadığını vurgulamak gerekir!
İran ile sınıır komşusu olan Türkiye’de USDTRY kuru haftaya 43,9600 seviyelerinden başlarken, CDS risk primi 238 baz puana yükselerek son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Yaşanan gelişmelerin ardından dün akşam TCMB’den bazı önlemler geldi. Döviz piyasasının sağlıklı çalışmasının sağlanması, döviz kurlarındaki oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla TCMB, TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladı. Ayrıca, hafta sonu yaşanan gelişmeler çerçevesinde, 1 hafta vadeli repo ihalelerine bir süreliğine ara verilmesi kararlaştırıldı. TCMB’nin politika faizinin %37 seviyesinde olduğu göz önüne alındığında, döviz talebini azaltmak amacıyla ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin kademeli olarak %37 seviyesinden faiz koridorunun üst bandı olan %40 seviyesine kadar yükselebileceğini not edelim. Daha basit bir ifadeyle, tedirginlik dinene kadar otoritenin faiz artırma yoluna gittiğini söyleyebiliriz. Bu adım, para piyasası fonları veya mevduat faizlerinin yükselmesine neden olacaktır. Otoritenin devrede olması takdire şayan bir durum!
Bu sabah Asya piyasalarında kırmızı rengin hâkim olduğunu gözlemliyoruz. Gösterge endeks Tokyo borsası %1,3 gerilerken, Hong Kong borsası %1,5 düşüşle lider durumda. ABD borsalarında da vadeli işlemler %1 civarında düşüş kaydediyor. Orta Doğu’da savaş sürerken, yapay zekânın kazananı ve kaybedeni arasında başka bir ‘savaşın’ da devam ettiğini gözlemliyoruz. Yapay zekânın özellikle yazılım ve finans sektöründe iş modellerini sarsabileceği endişesi, teknoloji hisselerinde dalgalanmalara neden olmaya devam edecektir. Daha basit bir dille ifade etmek gerekirse, ABD borsaları Şubat ayında son bir yılın en zayıf aylık performansını kaydederken, yapay zeka devriminin kimin lehine, kimin aleyhine işleyeceği henüz netleşmiş değil.
Gözler, her haftanın ilk cuması olduğu gibi ABD’de açıklanacak istihdam verisinde olacak. Güçlü bir veri, faiz indirimi beklentilerini erteleyebilirken, zayıf bir veri ise ekonomide yavaşlama senaryosunu güçlendirebilir. Piyasalar, teknolojik kırılma ile para politikasının yönü arasında sıkışmaya devam ediyor. Güvenli liman olarak görülen 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizinin de haftaya %3,97 seviyesine kadar gerileyerek son 11 ayın en düşük seviyesinden başladığını belirtmek gerekir.
Hafta sonu İTO, İstanbul için Şubat ayı enflasyon verisini açıkladı. Buna göre, aylık TÜFE artışı %3,85 olurken yıllık gerçekleşme %36,15 seviyesinden %37,88’e yükseldi. Raporun alt kalemlerine baktığımızda, gıda kaleminin %6,9 ile en yüksek artışı kaydettiğini gözlemliyoruz. İstanbul’un hayat pahalılığının Türkiye genelinin üzerinde olduğu düşünülürse, yarın açıklanacak resmi enflasyon verisinin ise %3 civarında geleceği öngörülüyor. Bugün dünya genelinde PMI verileri, Türkiye’de ise büyüme verisi takip edilebilir.