İktisatbank Analizi: Enerji Krizi ve Savaşın Süresi Üzerine Beklentiler
EKONOMI

İktisatbank Analizi: Enerji Krizi ve Savaşın Süresi Üzerine Beklentiler

İktisatbank, 16 Mart 2026 tarihli raporunda enerji krizi ve savaşın süresi hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

1 kez görüntülendi
İktisatbank, 16 Mart 2026 tarihine dair piyasa analiz raporunu yayınladı. Raporda, "Enerji krizi herkesi zorlarken savaşın uzun sürmesini neden beklemiyoruz?" ifadeleri öne çıkıyor. Savaş, tüm şiddetiyle devam ederken üçüncü haftasına girdi. Orta Doğu'daki artan gerilim, artık sadece bölgesel değil, küresel ölçekte ekonomik ve finansal etkiler yaratmaya başladı. Şu an olup biteni anlamaya çalışırken, büyük resmin aslında ABD-Çin (!) arasındaki bir bilek güreşi olup olmadığını sorgulamak zorundayız. Bu durumun yaratacağı ekonomik etkiyi tahmin etmek de oldukça zor. Bu nedenle, geride bıraktığımız hafta boyunca farklı hikâyeler ve piyasa tepkileri ile karşılaştık. Jeopolitik risklerin etkisiyle Hürmüz Boğazı’nda büyüyen enerji arz krizinin nasıl yönetileceği, savaşın süresi ile doğrudan bağlantılı görünüyor. Sürecin uzaması, tahribatın artması anlamına gelecektir. Dünya petrol arzının neredeyse beşte biri bu daracık boğazdan geçiyor, birçok gemi de burada bekliyor. Olası bir ateşkes durumunda bile normalleşmenin zaman alacağı öngörülüyor. Geçtiğimiz haftanın ilk iş gününde 120 dolar seviyesine sıçrayan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, ikinci günde 80 dolara kadar geriledi. Trump'ın tutarsız açıklamaları, ABD'nin bir çıkış stratejisi aradığı algısını güçlendirirken, İran'ın Hürmüz Boğazı'na mayın döşediğine dair haberler, piyasalardaki ılımlı havayı bozdu. G7 ülkelerinin stratejik rezervleri kullanma konusunu tartışması ve Rusya petrolüne yönelik yaptırımların gevşetileceğine dair haberler, kafa karışıklığı yarattı. Brent petrol, son iki haftada %40’tan fazla yükselerek haftayı psikolojik 100 dolar seviyesinin üzerinde tamamladı. Enerji fiyatlarındaki artış, piyasa faizlerinin yükselmesine, dolarda likidasyon furyası ile birlikte güvenli liman algısının güçlenmesine neden oldu. Bu durum, ABD Başkanı Trump'ın arz ettiği temel argümanların tam tersine işlediğini gösteriyor. Uzun süre büyük paralar harcanarak kurulan ışıltılı Körfez hayali, kabusa dönmekte. İran'da bir bankanın hedef alınmasının ardından, Dubai Finans Merkezi'ndeki ABD bankalarının ofislerini boşaltması ve sosyal medya paylaşımlarının hapis cezası ile sonuçlanması, ekonomik hayatı durma noktasına getirdi. Kıbrıs adasının güneyinde İngiliz askeri üssüne isabet eden bir drone sonrası Avrupa'nın yığdığı fırkateynler, önümüzdeki ay başlayacak turizm sezonunun nasıl etkileneceği konusunda soru işaretleri oluşturdu. Stoklardaki petrol, hava ve lojistik ulaşımındaki aksamalar, yabancı yatırımcıların Körfez ülkelerinden hızla çıkmalarına yol açarken, bankacılık sektöründe de para çıkışları yaşanıyor. Savaşın kimseyi mutlu etmediğini belirtmek gerekiyor. İran’ın dini liderinin şehit edilmesinin ardından taktik değiştirerek ‘ya hero ya mero’ tarzında bir strateji izlemeye başlaması, hiçbir tarafın beklemediği bir durumdu. Ayrıca, Trump'ın seçimlerde kaybetme ihtimali, Senato'da çoğunluğu kaybetmesinin nelere mal olabileceği düşünülürse, Trump'ın seçimi kaybetmeyi göze almayacağı kanaatindeyiz. Bu nedenlerden dolayı, savaşın uzun sürmemesi gerektiği düşüncesindeyiz. Savaşın süresine dair pek çok soru işaretinin yanıtı, piyasalardaki belirsizlikle ilgili. Bizler de para otoriteleri gibi gelişmeleri temkinli bir şekilde takip ediyoruz. Türkiye cephesinde, enflasyonla ilgili sorunların savaş başlamadan önce belirginleştiğini gözlemliyoruz. Geçtiğimiz hafta sonuçlanan TCMB PPK toplantısında, sekiz aydır devam eden faiz indirimleri yerini bekle-gör stratejisine bıraktı ve politika faizi %37 seviyesinde sabit tutuldu. Faiz indirimlerinin bir süre daha gündeme gelmeyeceğini düşünüyoruz. TCMB'nin politika metninde tonun biraz daha şahinleştiği gözlemlendi. Otoritenin piyasalara güven vererek, iç talebin azalmasına neden olmaması dikkat çekici. Döviz talebinin, swap girişleri ile gelen yabancıların panik yapıp çıkmasından kaynaklandığını gözlemliyoruz. Savaşın başladığı günden itibaren geçen dokuz iş gününde, TCMB'nin net yabancı para pozisyonu 21,2 milyar dolar azaldı. Otorite, dezenflasyon sürecinde kurun ateşinin çıkmasını istemiyor. 12 Mart itibariyle döviz rezervinin 49 milyar dolar seviyesinde olduğunu hatırlatmakta fayda var. Türkiye'nin savaşla birlikte ortaya çıkan ekonomik zafiyetleri, geçen hafta yüksek sesle tartışıldı. Petrol fiyatlarının 60 dolardan 80 dolara revize edilmesi bile, her %10 artışın yaklaşık 2,5 milyar dolar cari açığı artırdığı düşünüldüğünde, kabaca 7,5 milyar dolar negatif etki anlamına geliyor. Enflasyon tarafında işler, enerji krizinin etkisiyle arzu edilen seviyelerde ilerlemiyor. Ancak, Türkiye'nin jeoekonomik güçlü yönleri de geçtiğimiz hafta gözler önüne serildi. Borsa İstanbul, yılın ilk altı haftasında %30 artış gösterdi. Ancak, yükselişin neredeyse üçte birinin kısa sürede geri verildiği gözlemleniyor. Bankacılık endeksi, TCMB'nin faiz indirimleri beklentisi ile yükselmişken, son üç haftada %20'den fazla düştü. TCMB'nin likidite adımlarıyla piyasa faizi (TLREF) %40 seviyesine ulaştı. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi, son altı haftada %35'ten %40 seviyesine kadar yükseldi. Yabancı yatırımcıların Türkiye'nin risklerini yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi, yılın başında 200 baz puan seviyelerinde iken, 275 baz puana kadar yükseldi. Yeni haftaya küresel piyasalar petrol fiyatlarının etkisi altında başladı. Çarşamba günü açıklanacak Fed'in faiz kararı haftanın önemli gelişmelerinden biri olacak. Fed'in faizleri sabit tutması bekleniyor. Ancak, enerji fiyatlarının yarattığı enflasyon endişeleri, faiz indirim beklentilerini zayıflatıyor. Savaş öncesi Fed'in bu yıl için beklenen 50 baz puanlık faiz indirimleri, son günlerde yalnızca bir kez 25 baz puan indirim ihtimali olarak fiyatlanıyor. Artan maliyet baskısının şirket kârlılıkları ve enflasyon görünümünü tehdit ettiğini görüyoruz. ABD'de 10 yıllık tahvil getirisi %4,25-4,30 seviyelerine kadar yükselmiş durumda. Altının ons fiyatı, enflasyon endişeleriyle birlikte son iki haftada %5 değer kaybetti. Gümüş de geride bıraktığımız hafta %10 düşüşle kapandı. Hem altın hem de gümüş cephesindeki haftalık kapanış, piyasalarda olumsuz bir izlenim bıraktı. Gümüşte haftayı 80,50 dolarla teknik seviyenin altında kapatması, 60-67 dolar seviyelerine varan bir gerilemenin gündeme gelebileceğini düşündürüyor. Hürmüz Boğazı'nın yarattığı enerji krizi, enflasyon riskini yeniden gündeme getirerek piyasalardaki dengeleri sarstı. Faiz getirisi olmayan değerli madenler, faiz indirim beklentilerinden destek alırken, piyasa faizlerinin yükselmesi, bu enstrümanlar üzerinde baskı yaratıyor. Bu bağlamda, pozisyon almak için acele etmeden gelişmeleri takip etmek gerektiği düşünülüyor. Altının haftayı ön plana çıkan 5,050 dolar seviyesinin altında 5,018 dolardan kapatması, aşağı yönlü isteğin artmasına işaret ediyor. Ayrıca, Bitcoin son dönemin zirve seviyeleri olan 74 bin dolara yeniden yükselerek tehlikeli bölgelerden uzaklaşmaya çalışıyor. Bitcoin ve altın arasındaki rasyoda, son günlerde sürecin tersine döndüğünü gözlemliyoruz. Savaşın uzamaması gerektiğine dair temel argümanları yukarıda belirttik. Eğer süreç uzamazsa, belirsizlik perdesinin aralanacağını ve piyasalarda risk iştahının artacağını öngörüyoruz. Bu durumda, merkez bankalarının yeniden faiz indirimlerini düşünmeye başlayacağı, güvenli liman olarak değerlendirilen doların değer kaybedeceği, piyasa faizlerinin gerileyeceği, hisse senetlerinin hızlı bir yükseliş yaşayacağı ve geri planda kalan değerli madenlerin yeniden değer kazanacağı tahmin ediliyor. Son günlerde Türkiye’den çıkan yatırımcıların, ABD ile ilişkilerini iyileştirerek yeniden Türkiye'ye ilgi gösterme olasılıkları yüksek. TCMB'nin rezervlerini iyileştirerek yabancı girişlerini karşılayacağı, bankacılık sektörünün yükseleceği ve CDS risk priminin gerileyeceği öngörülüyor. Yeni haftanın ilk iş gününde Asya borsaları temkinli bir şekilde başlarken, Tokyo borsası %0,5 gerilerken, Güney Kore borsası %0,7 yükseldi. ABD borsalarında da %0,5-%1 arasında yükselişler gözlemleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik belirsizlikleri, petrol fiyatlarını yüksek tutuyor ve küresel enflasyon görünümünü karmaşık hale getiriyor. ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği için uluslararası bir deniz güvenlik koalisyonu kurulması gerektiğini belirtti. İran'ın petrol ihracatının büyük bölümünü yöneten Kharg Adası çevresindeki saldırılar ve BAE'deki Fujairah terminaline yönelik drone saldırıları, gerilimi artırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), fiyat artışlarını sınırlamak amacıyla global piyasalara 400 milyon varilden fazla stratejik petrol rezervi bırakılacağını duyurdu. Piyasalar, savaşın kısa sürede sona erebileceği beklentisini fiyatlandırsa da, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalma ihtimali, enerji ve küresel büyüme açısından en büyük risk olarak değerlendiriliyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 104 dolar civarında dalgalanırken, altının ons fiyatı 4,966, gümüşün ise 78,46 dolara kadar geriledi. Bitcoin ise 74 bin dolara yükselerek değer kaybından uzaklaşmaya çalışıyor. Para birimleri liginde EUR/USD paritesi, geçen yıl yaz aylarında test ettiği 1,14 seviyelerinin diplerinden 1,1440 seviyelerine doğru toparlanıyor. Süreç iyileşirse, doların değer kaybetmesiyle EUR/USD paritesinin de yönünü yukarı çevireceği öngörülüyor. Bu hafta Fed'in yanı sıra, Avrupa, İngiltere, Japonya ve diğer büyük ekonomilerin merkez bankalarının toplanacağı, belirsizlik ortamına paralel bekle-gör stratejisinin yaygınlaşacağı düşünülüyor. Teknoloji tarafında, Nvidia'nın yapay zeka konferansı dikkat çekiyor. Bayram nedeniyle haftanın kısa geçeceği unutulmamalı. Savaşın uzamasının kimseye fayda sağlamayacağı bir kez daha vurgulanarak bülten tamamlanıyor.