Hürmüz Boğazı'nda Ablukaya Karşı Abluka Nedir?
DUNYA

Hürmüz Boğazı'nda Ablukaya Karşı Abluka Nedir?

İran, Hürmüz Boğazı'nda düşman gemilere yasak koyarken, kendi tankerlerine geçiş izni veriyor. Bu durum, ekonomik etkilere yol açabilir.

1 kez görüntülendi
Tahran, günlük 1,5 milyon varil petrol ihracatını dünya pazarına ulaştırmak için kendi tankerlerinin boğazdan geçişine izin vermeye devam ediyor. Bu durum, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı uluslararası ticarete karşı abluka altına aldığı anlamına gelirken, kendi ihracat ve ithalatı için geçişi açık tutmuş oluyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı ve İran limanlarına deniz ablukası getirme açıklaması, pratikte ‘ablukaya karşı abluka’ anlamına geliyor. Bu adım, İran'ın boğazdan yararlanmasını kısıtlayarak petrol ve diğer tüm ihracatını olumsuz etkileyecek ve ülke ekonomisine ciddi bir baskı yapacaktır. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ardından petrol fiyatlarında artış gözlemlendi. Şubat ayında, savaş öncesi varil fiyatları yaklaşık 75-80 dolar seviyesindeyken, çatışmalar sırasında bu rakam 120-126 dolara kadar yükseldi. İran’ın günlük 1,5 milyon varil petrol ihracatı göz önüne alındığında, Tahran’ın ortalama olarak günlük 60 milyon dolar ek gelir elde ettiği tahmin ediliyor. Ancak, ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını indirimli fiyatlarla Çin’e satması nedeniyle bu ek gelirin günlük yaklaşık 45 milyon dolar seviyesinde kalmış olabileceği bildiriliyor. Bu rakam sadece ek kazancı ifade etmekte olup, mevcut fiyatlar üzerinden (varil başına 100 dolar hesaplandığında) İran’ın toplam petrol gelirinin günlük yaklaşık 150 milyon dolar, aylık ise yaklaşık 4,5 milyar dolar seviyesinde olduğu hesaplanıyor. ‘Ablukaya karşı abluka’ uygulaması devreye girdiğinde, İran bu gelirden mahrum kalabilir. Bu uygulamanın petrol fiyatlarını daha da artırması beklenirken, İran dışında bazı ülkelerin de bu durumdan daha fazla etkileneceği ifade ediliyor. Bu ülkelerin başında, İran petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını alan Çin geliyor. Şarku’l Avsat’ın Pakistan kaynaklarından aldığı bilgilere göre, Pekin yönetimi 7 Nisan’da ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen iki haftalık ateşkesi Tahran’ın kabul etmesi için son aşamada önemli bir rol oynadı. Bazı gözlemciler, ‘ablukaya karşı ablukanın’ Çin üzerindeki olumsuz etkilerinin, Pekin’i yeniden İran’a baskı yapmaya yöneltebileceğini ve bu durumun savaşın sona erdirilmesi amacıyla ABD ile yürütülen müzakerelerde Tahran’ın taviz vermesine yol açabileceğini değerlendiriyor. İran, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini yasakladığında, geçişine izin verdiği gemilerin rotalarını kontrol edebilmek amacıyla fiilen değiştirdi. Bu değişiklik, geleneksel resmi deniz rotalarının yeniden çizilmesi şeklinde değil; gemi hareketlerinin kontrol, kısıtlama ve yönlendirmelerle yeniden düzenlenmesi yoluyla gerçekleşti. Bu kapsamda İran, gemileri uluslararası kabul görmüş güzergâhlar yerine kendi kıyılarına yakın bir hattı kullanmaya yönlendirdi. Özellikle, gemilerin Ebu Musa ile Büyük ve Küçük Tunb adaları arasından geçen klasik rotalar yerine, Keşm ve Larak adaları arasındaki İran kıyılarına yakın koridoru kullanmaları sağlandı. Bu adımla Tahran, resmi olarak ilan edilmese de fiili bir kontrol koridoru oluşturmuş oldu. Ayrıca, birçok durumda boğazdan geçiş, İran makamlarından önceden izin alınması, koordinasyon sağlanması veya ücret ödenmesi şartına bağlandı. Savaş öncesinde serbest olan geçişler bu şekilde kısıtlandı. İran, ‘dost’ veya ‘tarafsız’ olarak nitelendirdiği gemilerin geçişine belirli koşullar veya ücretler karşılığında seçici biçimde izin verirken, ‘düşman’ olarak değerlendirdiği gemileri engelledi. Bu çerçevede insansız hava araçları (İHA), deniz mayınları ve sürat tekneleri, önceden koordinasyon sağlamayan gemilere karşı kullanıldı. Yaşanan bu gelişmeler, birçok denizcilik şirketini rotalarını Afrika’daki Ümit Burnu üzerinden geçecek şekilde değiştirmeye veya riskleri azaltmak amacıyla İran kıyılarına yakın daha uzun ama nispeten güvenli güzergâhları tercih etmeye zorladı. Savaş öncesinde günde yaklaşık 130-150 geminin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda, çatışmalar sırasında bu sayı günlük 5 gemi veya daha altına kadar geriledi.