
ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz'e Askeri Yeniden Konuşlanması Asya'yı Endişelendiriyor
ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı'na askeri güç kaydırması, Asya'daki müttefikleri arasında kaygılara yol açtı. İran Savaşı stratejiyi test ediyor.
1 kez görüntülendi
Teorik olarak, Trump’ın Monroe Doktrini’ne eklediği yeni yaklaşım, ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumanın ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun vadeli maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklinde sıralanıyor ve bu öncelik hâlâ geçerliliğini sürdürüyor.
Ancak pratikte, Washington’ın İran’a karşı savaş desteği sağlamak amacıyla Asya’daki savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra karada ve denizde gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte burada kafa karışıklığı ortaya çıkıyor. Mesele, Asya'nın öncelik olup olmadığına dair teorik bir tartışma değil, daha acil bir pratik problem haline geliyor: Ortadoğu'daki her büyük kriz, ABD'yi Asya’daki hazır kuvvetlerinin bir kısmını kullanmaya zorlayacaksa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum, Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken, Pekin’e “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilir bir ortak değildir” mesajını iletme fırsatı sunuyor.
Resmî belgeler, Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde ABD'nin Batı Yarımküre'deki hakimiyetini yeniden tesis etme amacıyla Monroe Doktrini'ne yaptığı eklemeleri açıkça ortaya koyuyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu belirtirken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer bölgelerde ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olacağını öngörüyor.
Teorik olarak, bu durum, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olarak görülmediğini, aksine uzun vadeli savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir alan olduğunu ifade ediyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını gözler önüne serdi. Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini vurgularken, diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını belirtiyor. Reuters, Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizci gönderdiğini ve bunların bölgede mevcut olan 50 binden fazla askere katılacağını bildirdi. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişleme arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik konusunda inandırıcılığı zayıflatıyor.
Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakli olasılığı ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi sonuçları, tartışmalarla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsadı. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki kritik ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ettiğini doğruladı. Ayrıca, elde edilen verilere göre, üç gemiden oluşan ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Malakka Boğazı'ndan geçtiği belirlendi. Bu hamle, söz konusu görev gücünün Asya’daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, özellikle Tayvan veya Japonya çevresindeki denizlerdeki olası krizlere yönelik olarak tasarlandığı için önem taşıyor.
ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişeleri oldukça makul. Çünkü bu, yalnızca bir nakliye veya rutin asker rotasyonu meselesi değil, tam anlamıyla bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi anlamına geliyor. USS Tripoli, sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Asya'dan çekilen bu kapasite, yalnızca asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de değerlendirilmektedir.
Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.