
Ünal Üstel: Avrupa Birliği Kurumları Kıbrıs Türk Halkının Haklarına Saygı Göstersin
Başbakan Ünal Üstel, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporuna tepki göstererek, AB kurumlarını Kıbrıs Türk halkının haklarına ve iradesine saygı göstermeye çağırdı.
1 kez görüntülendi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylanan son Türkiye raporunda Kıbrıs Türk halkına yönelik yapılan değerlendirmelere dair kapsamlı bir açıklama yaptı.
"AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARINI, KIBRIS TÜRK HALKININ HAKLARINA, İRADESİNE VE EŞİT STATÜSÜNE SAYGI GÖSTERMEYE DAVET EDİYORUZ"
Başbakan Ünal Üstel’in açıklamaları şöyle oldu:
"Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen bu rapordaki değerlendirmeler, bizleri büyük bir şaşkınlık ve üzüntüye sevk etmiştir. Raporda, Türkiye’nin Kıbrıs Türklerine 'adanın meşru bir topluluğu' çerçevesinde hareket alanı tanıması gerektiği ifadesi, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının iradesine müdahale ettiği yönünde açık bir ima taşımaktadır. Bu yaklaşım, ne tarihi gerçeklerle örtüşmektedir ne de kabul edilebilir bir nitelik arz etmektedir.
Kıbrıs Türk halkı, kendi devletine, demokratik kurumlarına ve özgür iradesine sahip bir toplumdur. Halkımız, seçimlerini özgürce yaparak demokratik haklarını herhangi bir baskı altında kalmadan kullanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin desteği, bir müdahale değil, tarihi ve kültürel bağların yanı sıra garantörlük sorumluluğunun doğal bir sonucudur.
Raporda Kıbrıs Türk halkının yalnızca 'toplum' olarak tanımlanmasına yönelik yaklaşım da kesin bir dille reddedilmektedir. Kıbrıs Türk halkı, kendi devlet yapısı altında örgütlenmiş, siyasi iradesini özgürce ortaya koyan ayrı ve eşit bir halktır.
Ayrıca raporda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in girişimlerine atıfta bulunularak çözüm müzakerelerinin kaldığı yerden başlaması yönündeki beklentiler belirtilmiş ve Avrupa Komisyonu’na özel temsilci atanması çağrısı yapılırken, Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki haklı duruşu göz ardı edilmiştir. Kıbrıs Türk halkının demokratik tercihleri üzerinden yapılan değerlendirmeler, halk iradesine saygı ilkesinden uzak bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Raporda Türkiye’nin rolüne ilişkin olarak dile getirilen, ara bölgenin statüsü ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün yetkilerine saygı gösterilmesi yönündeki ifadeler ile Türkiye’ye yönelik tek taraflı suçlamalar da gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Ara bölgede yaşandığı iddia edilen olayların tek taraflı anlatımlarla rapora yansıması, tarafsızlık ilkesinin zedelenmesine neden olmaktadır.
Ayrıca, ara bölgenin askerden arındırılması, Pile’de yürütülen projeler ve sahadaki uygulamalara dair değerlendirmelerde Kıbrıs Türk tarafının hakları ve ihtiyaçları göz ardı edilmesi kabul edilemez. Bu konularda sağlanan uzlaşıların uygulanmasına yönelik sorumluluk tek taraflı değildir.
Raporda Türkiye’ye asker çekme çağrısı yapılması ve adadaki mevcut gerçekliklerin 'işgal' söylemi üzerinden değerlendirilmesi, 1963’ten bu yana Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı saldırılar ve güvenlik ihtiyaçları tamamen göz ardı edilerek hazırlanmıştır. Kıbrıs Türk halkının güvenliği, bizim için tartışma konusu değildir.
Demografik yapı iddiaları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin statüsüne yönelik eleştiriler ve özellikle Maraş konusunda dile getirilen ifadeler de siyasi saiklerle hazırlanmış, tek taraflı ve gerçeklikten uzak değerlendirmelerdir. Maraş açılımı, mülkiyet haklarına saygı temelinde ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen bir süreçtir. Bu süreç, Maraş’ın insanlığa açılım sürecidir ve bu sürecin 'trajedi istismarı' olarak nitelendirilmesi kabul edilemez.
Ayrıca, Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği’nin geçmişteki tutumu, bugünkü durumun en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Annan Planı sürecinde Kıbrıs Türk halkı çözüm iradesini güçlü bir şekilde ortaya koyarken, Rum tarafının 'hayır' demesi ve çözüm umutlarını ortadan kaldırmasına rağmen Avrupa Birliği’nin Rum yönetimini adanın tek ve meşru hükümeti olarak kabul ederek birliğe dahil etmesi, çözüm dengelerini köklü bir şekilde bozmuştur.
Bu adım, özellikle Rum tarafının çözüme olan ihtiyacını ortadan kaldırmış ve Rum yönetimlerinin müzakere masalarında maksimalist bir anlayışla hareket etmesine zemin hazırlamıştır. Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm umutlarını ciddi ölçüde zayıflatmıştır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki haklı duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayan, gerçekleri çarpıtan ve taraflı yaklaşımlar içeren bu tür raporları kabul etmediğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Bu vesileyle Avrupa Birliği kurumlarını, Kıbrıs meselesine daha adil, dengeli ve gerçekçi bir perspektifle yaklaşmaya; Kıbrıs Türk halkının haklarına, iradesine ve eşit statüsüne saygı göstermeye davet ediyoruz.