Tanpınar: Pınar Barut’a Saldırı, Demokrasinin Tehdit Altında Olmasıdır
KIBRIS HABERLERI

Tanpınar: Pınar Barut’a Saldırı, Demokrasinin Tehdit Altında Olmasıdır

Halkın Partisi Genel Başkan Yardımcısı Tanpınar, Pınar Barut’a yapılan saldırının basın özgürlüğü açısından tehlikeli bir durum olduğunu belirtti.

1 kez görüntülendi
Halkın Partisi Genel Başkan Yardımcısı Fevzi Tanpınar, gazeteci Pınar Barut’a yönelik gerçekleştirilen şişeli saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, bu olayın sadece bir şiddet eylemi olmadığını, aynı zamanda gazetecilerin tehdit, baskı ve otosansür korkusuyla çalışmak zorunda bırakıldığı bir ortamı da işaret etti. Tanpınar, gazetecilere yönelik artan baskı ve tehditlerin toplumda normalleşme riski taşıdığına dikkat çekerek, basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun en önemli teminatlarından biri olduğunu ifade etti. "MESELE YALNIZCA BİR ŞİŞELİ SALDIRI DEĞİLDİR!" "Mesele yalnızca Pınar Barut’a yapılan şişeli saldırı değildir. Mesele, gazetecilerin mahkeme önlerinde, kamuoyunun gözleri önünde tehdit ve hakarete maruz kalmasıdır. Kamuoyunun dikkatle takip ettiği davaları izleyen gazetecilerin ve vatandaşların sosyal medya hesaplarının kapatılması gibi şikayetlerin uzun süre gündemde kalması, bu meselelerin yeterince aydınlatılamaması da önemlidir. Gazetecilerin çalıştıkları medya kuruluşları üzerinden baskıya tabi tutulmalarına dair ciddi iddialar ortada. Gazeteciler, haber peşinde koşarken, evlerine girerken veya araçlarına binerken yaşamlarından endişe duyuyorlar. Mesele, bir gazetecinin yazacağı haberin doğruluğundan ziyade, o haberi yazarsa başına neler geleceğini düşünmek zorunda kalmasıdır. Basının yeterince özgür olduğunu söyleyip, gazetecileri otosansüre sürükleyen korku atmosferini görmezden gelen siyasi anlayış da ayrı bir sorun teşkil ediyor. Ve asıl mesele, tüm bunların demokratik bir toplumda sıradanlaşma tehlikesidir." "BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, İKTİDARIN HOŞUNA GİDEN HABERLERİN YAPILABİLMESİ DEĞİLDİR!" Tanpınar, basın özgürlüğünün gerçek kriterinin iktidarı eleştiren gazetecilerin ne ölçüde özgür ve güvende oldukları olduğunu vurguladı. "Bir ülkede basının özgür olduğunu söylemek kolaydır. Ancak özgürlük, yalnızca iktidarın hoşuna giden haberlerin yapılabilmesi anlamına gelmez. Basın özgürlüğü; iktidarı sorgulamak, kamu kaynaklarının hesabını sormak, yolsuzluk iddialarını araştırmak ve bunu yaparken tehdit oluşturmadan hareket edebilmektir. Sansür her zaman bir gazetenin kapatılmasıyla veya bir yayının yasaklanmasıyla gerçekleşmez. Bazen tehditlerle, ekonomik baskılarla, bazen de gazeteciyi kendi kendisini susturmaya zorlayarak ortaya çıkar. İşte bu durum otosansürdür ve demokrasinin sessizce aşındığı en tehlikeli süreçlerden biridir." "İKTİDARIN GÖREVİ ELEŞTİRİDEN KORUNMAK DEĞİL, ELEŞTİRİ HAKKINI KORUMAKTIR!" Tanpınar, basın özgürlüğünün korunmasının yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin meselesi olduğunu belirterek şu şekilde devam etti: "Bir ülkede gazeteciler tehdit ediliyorsa, insanlar düşüncelerini ifade etmekten çekiniyorsa, kamuoyunu ilgilendiren davaları takip edenler baskı altında hissediyorsa, burada sadece bireysel özgürlüklerle sınırlı bir demokrasi sorunu vardır. Siyasi iktidarların görevi, eleştirileri kendilerine yöneltilmiş saldırılar olarak algılamak değil, eleştiri hakkının güvence altında olduğu bir demokratik ortamı sağlamaktır. Basını, iktidarın yanında durduğu ölçüde özgür kabul eden, eleştirdiği ölçüde düşmanlaştıran bir zihniyetin demokrasi anlayışı sorgulanmalıdır. Gazetecilere yönelik tehditlerin sıradanlaşması, toplumun gerçeği öğrenme hakkını zayıflatır. Bu durumdan yalnızca gazeteciler değil, tüm yurttaşlar etkilenir." "BEN BU MESLEĞİN İÇİNDEN GELİYORUM" Uzun yıllar gazetecilik tecrübesine sahip olduğunu hatırlatan Tanpınar, açıklamasını şu ifadelerle sonlandırdı: "Ben bu mesleğin içinden geliyorum. Yıllarca haber peşinde koştum. Savaş bölgelerinde, siyasi krizlerde, güç sahiplerinin karşısında gazetecilik yaptım. Gazetecinin hangi koşullarda çalıştığını, ne tür baskılarla karşılaşabileceğini biliyorum. Ancak gazetecinin güvenliğini sağlamak için benim veya başka birinin meslek geçmişine ihtiyaç olmamalıdır. Bu, hukuk devletinin en temel yükümlülüklerindendir. Gazeteci, bir siyasetçinin himayesine, bir iktidar mensubunun iyi niyetine ya da güçlü bir kişinin korumasına muhtaç olmamalıdır. Onu koruyan hukuk olmalıdır. Gazetecinin korktuğu yerde halkın gerçeği öğrenme hakkı tehlikededir. Gazetecinin sustuğu yerde yolsuzluklar, usulsüzlükler ve hukuksuzluklar daha kolay gizlenir. Unutulmamalıdır ki mesele yalnızca gazetecilerle sınırlı değildir. Bugün gazetecinin susturulmasına göz yuman bir toplum, yarın kendi sesini duyuracak kimse bulamayabilir. Pınar Barut’a yapılan saldırıyı kınıyorum. Kendisine ve baskı altında görev yapan tüm gazetecilere dayanışmamı ifade ediyorum. Bu ülkede hiç kimse haber yaptığı, soru sorduğu, eleştirdiği veya gerçeğin peşinden gittiği için korku içinde yaşamak zorunda değildir. Demokrasi, yalnızca sandığa oy atmak değil, iktidarın sorgulanabildiği, gazetecinin korkmadan yazabildiği ve hiçbir gücün hukukun üzerinde olmadığı bir düzenin adıdır. Bu düzeni korumak, herkesten önce devleti yönetenlerin sorumluluğudur.