İran Saldırılarının Yüzde 83'ü Körfez Ülkelerine, Yüzde 17'si İsrail'e
DUNYA

İran Saldırılarının Yüzde 83'ü Körfez Ülkelerine, Yüzde 17'si İsrail'e

İran'ın düzenlediği saldırıların büyük kısmı Körfez ülkelerine yönelirken, yalnızca küçük bir kısmı İsrail'i hedef alıyor. İşte detaylar.

1 kez görüntülendi
28 Şubat'ta patlak veren savaşın ardından İran’ın gerçekleştirdiği saldırılara dair resmi rakamlar açıklandı. İran, çarşamba akşamına kadar Körfez Arap ülkelerine toplamda 4 bin 391 füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı. Bu saldırıların, kritik altyapılar ve sivil yerleşim alanlarını hedef alması, bölgedeki güvenlik ve istikrar için ciddi bir tehdit oluşturdu. İsrail, savaşı sürdüren bir taraf olarak, aynı süre zarfında İran'dan 930 füze ve İHA saldırısına maruz kaldı. Bu sayı, toplam saldırıların yaklaşık yüzde 17'sine denk geliyor. Ülkelere göre bakıldığında, İran savaşın başından bu yana Suudi Arabistan'ı 723 füze ve İHA ile hedef aldı. En fazla saldırıya uğrayan ülke ise 2 bin 156 saldırıyla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) oldu. Kuveyt 791 saldırıyla ikinci sırada yer alırken, Bahreyn 429 ve Katar 270 saldırıyla listede yer aldı. Umman ise 22 İHA saldırısına hedef oldu. Körfez ülkelerinin hava savunma sistemleri, bu saldırılara yüksek oranda karşı koyabilmiş; İran'a ait füze ve İHA'ların büyük kısmı etkisiz hale getirilmiştir. Bunun yanı sıra, Arap ve İslam ülkeleri, İran’a saldırılarını durdurması için çağrıda bulundu. Ancak İran, uluslararası hukuka aykırı saldırılarına devam ederek enerji güvenliğini ve küresel ekonominin temel yapı taşlarını hedef almaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayarak bunları ‘vahim’ bir durum olarak nitelendirdi ve Tahran’a zarar gören taraflara hızlıca tazminat ödemesi çağrısında bulundu. 47 üyeden oluşan Konsey, altı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkesi ile Ürdün tarafından sunulan ve özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi tehdit eden İran uygulamalarını kınayan kararı destekledi. İran’dan, ‘tüm haksız saldırıları derhal durdurması’ ve uluslararası hukuk kurallarına uyması, siviller ile hayati tesislerin hedef alınmaması gerektiği vurgulandı. Ayrıca, uluslararası deniz taşımacılığının korunması ve enerji arzının istikrarının sağlanmasının önemi ifade edildi. Suudi Arabistan, Konsey oturumunda yaptığı açıklamada, kendi topraklarına ve KİK ülkeleri ile Ürdün’e yönelik İran saldırılarını tekrar kınadı. Bu ülkelerin ‘mevcut çatışmanın tarafı olmadığı’ belirtilirken, maruz kaldıkları saldırıların uluslararası hukuku ihlal ettiği ifade edildi. Suudi Arabistan’ın Cenevre’deki BM Daimî Temsilcisi Abdulmuhsin bin Huseyle, bu saldırıların ‘ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne açık bir ihlal’ teşkil ettiğini ve uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu dile getirdi. Bu yaklaşımın sürmesinin İran’a kazanım sağlamayacağı, aksine ciddi siyasi ve ekonomik maliyetler getireceği ve ülkenin uluslararası alandaki izolasyonunu artıracağı uyarısında bulunuldu. Abdulmuhsin bin Huseyle, Tahran’a ‘yanlış hesaplarını gözden geçirme’ çağrısında bulunarak, bölge ülkelerine yönelik saldırıların sürmesinin ters etkilere yol açacağı ve İran’ın durumunu daha da kötüleştirerek uluslararası izolasyonunu derinleştireceğini belirtti. Bin Huseyle, ‘komşuyu hedef almanın korkakça bir eylem olduğunu ve iyi komşuluk ilkelerinin ihlali sayıldığını’ vurguladı. Ayrıca çatışmanın tarafı olmayan, arabuluculuk rolü üstlenen ülkelerin hedef alınmasının, ‘gerilimi düşürmeye yönelik çabaları bilinçli olarak baltaladığını’ ifade etti. İran’ın saldırılarını ‘açık bir saldırganlık’ olarak tanımlayan Bin Huseyle, Tahran yönetiminin tutumunun ‘şantaj, milis grupları destekleme, komşu ülkeleri hedef alma ve istikrarlarını tehdit etme’ üzerine kurulu olduğunu söyledi. Bu saldırılar, uluslararası barış ve güvenliğe doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Saldırılar sonucunda sivillerin hayatını kaybettiği ve yerleşim alanları ile hayati tesislerin hedef alındığı kaydedildi. Bu durum, uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukuku da dahil olmak üzere uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak değerlendirilmektedir.