Erdoğan: Türkiye ve KKTC'yi Dışlayan Tutumları Reddettik
TURKIYE

Erdoğan: Türkiye ve KKTC'yi Dışlayan Tutumları Reddettik

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya Diplomasi Forumu'nda Türkiye ve KKTC'yi dışlayan yaklaşımlara karşı olduklarını vurguladı.

1 kez görüntülendi
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dışlama çabalarını kesin bir dille reddettiklerini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Ajansının (AA) "Global İletişim Ortağı" olarak katılım sağladığı, Belek Turizm Bölgesi'nde bulunan NEST Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2026'nın açılış oturumuna katıldı. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'i istikrar ve refah havzası olarak görmek istediklerini, bu nedenle Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist yaklaşımları kabul etmediklerini dile getirdi. Kıbrıs Türkü'nün, kararlı tutumuyla Kıbrıs Adası'nda iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunduğunu tüm dünyaya kanıtladığını belirten Erdoğan, "İnancımız, komşumuz Yunanistan ile oluşturduğumuz olumlu atmosferin, ikili sorunlarımızın çözümüne ve Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik hak ihlallerinin sona ermesine katkı sağlamasıdır," dedi. Antalya'nın tarihin, kültürün ve diplomasinin merkezi olduğunu belirten Erdoğan, davetlileri Akdeniz’in güzellikleriyle dolu şehrinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Çarşamba günü Kahramanmaraş'ta gerçekleşen üzücü olay sonrası kendisini arayan ya da mesaj atan herkese teşekkür eden Erdoğan, kimsenin benzer acıları yaşamaması dileğinde bulundu. Bu yıl 5'incisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'nun bölge ve dünya için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, şunları söyledi: "Program kapsamında yapılacak tartışma, değerlendirme ve fikir alışverişlerinin; forum süresince gerçekleştirilecek yan etkinlikler ve ikili görüşmelerin verimli geçmesini diliyorum. Gerek katılım, gerek temsil, gerek kapsam ve içerik açısından küresel bir marka haline gelen Antalya Diplomasi Forumu'nu bu sene de başarıyla organize eden Dışişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine; görevdeyken foruma öncülük eden Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu'na tebriklerimi iletiyorum." "BU ORGANİZASYONU, BİR AKIL PLATFORMU OLARAK GÖRÜYORUZ" Erdoğan, Türkiye olarak Antalya Diplomasi Forumu'nu, diplomatik temasların sınırları içine hapsolmamış bir platform olarak değerlendirdiklerini belirterek, şöyle konuştu: "Bu organizasyonu, dünyanın nereye doğru gittiği, insanlığın hangi değerler etrafında birleşebileceği, yeni etkileşim alanlarının neler olabileceği üzerine derinlemesine istişarelerin yapıldığı bir akıl platformu olarak görüyoruz. Hepimiz, günümüzde diplomasi alanının yalnızca sorunların, ihtilafların ve çıkarların müzakere edildiği bir yer olmaktan çıktığını biliyoruz. Diplomasi, aynı zamanda insanlığın ortak geleceğinin hangi ilkeler doğrultusunda şekilleneceğinin tartışıldığı bir zemin haline geliyor. Beş yıl önce diplomasinin nabzını tutmayı hedefleyerek çıktığımız yolda bugün Antalya Diplomasi Forumu, küresel aklın, uluslararası vicdanın ve geleceğe dair umudun ortak kürsüsü olmuştur. 'Yarını kurgulamak, belirsizlikleri yönetmek' teması altında üç gün sürecek tartışmaların, forumun bu özel yönünü daha da belirgin kılacağına inanıyorum. Forumun, sizlerin de ufuk açıcı fikirleriyle Türkiye'nin barışın anahtarı misyonuna katkı vereceğine inanıyor, şimdiden her birinize teşekkür ediyorum." "DÜNYA GÜÇ BUNALIMIYLA BİRLİKTE BİR İSTİKAMET BUHRANI DA YAŞAMAKTA" Erdoğan, insanlığın mevcut dönemi anlamak için süreçleri doğru analiz etmesi gerektiğini vurguladı ve şu ifadeleri kullandı: "Bugün uluslararası sistemdeki sarsıntıları yalnızca güç dengelerindeki değişimle açıklamak, bizi meseleden uzaklaştırır. Evet, güç dağılımı değişiyor. Evet, yeni aktörler yükseliyor. Evet, rekabet kızışıyor ve derinleşiyor. Ancak tüm bunlar, daha sert bir kırılma ile karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Dünya, güç bunalımıyla birlikte bir istikamet buhranı yaşıyor. Gelinen noktada ciddi ve tehlikeli bir eşikte olduğumuz görülüyor. Kural temelli olduğu iddia edilen sistem, kuralların ihlal edildiği yerde sessiz kalırken, insan haklarını ve küresel güvenliği korumakla yükümlü mekanizmalar, en ağır saldırılar karşısında etkisiz, çoğu zaman kayıtsız kalıyor. Buradaki esas sorun, seçici davranan adalet, araçsallaştırılmış ilkeler ve güç ilişkilerine mahkum edilmiş ortak değerlerimizdir. Dolayısıyla, küresel sistemdeki kriz öncelikle ahlaki ve varoluşsal bir krizdir. Krizin ulaştığı boyutu görmek için 7 Ekim sonrası Gazze'ye bakmak yeterlidir." "GAZZE'DE YAŞANANLARI YALNIZCA BİR İNSANİ TRAJEDİ OLARAK OKUMAK EKSİKLİKTİR" Son 2,5 yılda 73 bin Filistinlinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini ve 172 binden fazla kişinin yaralandığını hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Henüz çocuk yaşta hayattan kopartılan çocukların sayısı 21 bini aştı. Öksüz ve yetimlerin sayısı ise 58 bini geçti. Ateşkese rağmen 754 Filistinli şehit oldu, 2 bin 100 kişi yaralandı. Gazze'de yaşananları yalnızca bir insani trajedi olarak görmek eksikliktir. Gazze'deki soykırım, mevcut düzenin neye izin verdiğini, neyi görmezden geldiğini ve kimi koruduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hepimiz vicdanımıza koyup şu soruların cevabını cesaretle arayalım: Eğer bir sistem, masum bebekleri kurşunlardan koruyamıyorsa, sivillerin topluca hedef alınmasının önüne geçemiyorsa, kurumlar ve kurallar zalimlerin zulmüne engel olamıyorsa bu, yapısal bir çürüme değil midir? Bu durum, ahlak ve meşruiyet krizinin en belirgin hali değil midir? Sorarım: Dün Suriye ve Gazze'de, bugün Batı Şeria ve Lübnan'da en temel insanlık sınavını veremeyen bir sisteme güvenmemiz bizden nasıl beklenir? Dahası, kardeşlerimizin, dostlarımızın ve evlatlarımızın geleceğini etkileyen bu sistemin, kriz anında eli kolu bağlı kalması nasıl düşünülebilir?" "Dünya beşten büyüktür' şiarıyla 13 yıldır insanlığın gündemine taşıdığımız temsil açığı kapatılmadan, ne sistem krizi çözülebilir ne de daha adil bir dünyanın inşası mümkün değil," diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Sadece güçlünün hukukunu gözeten bir küresel sistem, insanlığı çok daha derin ve büyük çatışmalar ile adaletsizlikler çıkmazına götürecektir. 40 gün boyunca bölgemizi barut kokusuna boğan savaş, bunun en son örneğidir. İsrail hükümetinin tahrikleriyle başlayan bu anlamsız ve son derece maliyetli savaşta Pakistan Başbakanı, değerli kardeşim Şerif'in girişimleriyle ilan edilen 15 günlük ateşkesten memnuniyet duyuyoruz. Ateşkesin sağladığı fırsat penceresinin kalıcı barışın tesisinde en etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ne kadar derin olursa olsun, anlaşmazlıkların çözümünde sözün yerini silahların, müzakerenin yerini kanlı mücadelenin almasına izin verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki barışa giden en kısa yol, yapıcı diyalog ve diplomasidir. Barış, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli'nin o veciz ifadesiyle 'Tek kanatlı bir kuş değildir.' Tarafların uzlaşmacı, sabırlı ve sağduyulu bir anlayışla hareket etmeleri, sonuç alabilmek açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kritik aşamada İsrail'in müzakere sürecini dinamitlemesine karşı da hazırlıklı ve dikkatli olunmalıdır." "KÖRFEZ ÜLKELERİNİN AÇIK DENİZLERE ERİŞİM HAKKI KISITLANMAMALI" Erdoğan, tansiyonun arttığı Hürmüz geçişiyle ilgili tutumlarının net olduğunu belirterek, "Hürmüz'ün bir yakası İran, diğer yakası ise Umman'dır. Körfez ülkelerinin açık denizlere erişim hakkı kısıtlanmamalıdır. Esas olan, yerleşik kurallar çerçevesinde seyrüsefer serbestliğinin sağlanması ve Hürmüz'ün ticari gemilere açık tutulmasıdır. Savaş, komşu coğrafyalardaki enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara ulaştırılmasında alternatif rota arayışlarını hızlandırmıştır. Türkiye olarak enerji ve bağlantısallık alanlarında Kalkınma Yolu gibi vizyon projeleriyle komşularımızla işbirliğine açık olduğumuzu belirtmek isterim," dedi. Yakın çevredeki bir diğer çatışma alanı olan Ukrayna'daki savaşın getirdiği yıkım ve can kayıplarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: "Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildiği bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine olan inancımızı koruyoruz. Tüm samimiyetimle belirtmek isterim ki, Türkiye, tarafların da istekli olması halinde Liderler Zirvesi dahil doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır. Komşumuz Suriye'de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesi bölgemizin geleceği için hayati önemdedir. Suriye Devlet Başkanı Sayın Şara'nın liderliğinde bu ülkenin son 1,5 yılda kaydettiği ilerlemeden memnuniyet duyuyor, Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğimizi belirtmek isterim." Cumhurbaşkanı Erdoğan, köklü tarihi bağlarla şekillendirdikleri Balkan vizyonunda barış, istikrar ve refahın öncelik olmaya devam edeceğini belirterek, bu düşünceyle hayata geçirdikleri Balkan Barış Platformu'ndan umutlu olduklarını ifade etti. Avrasya'da barışın ve huzurun teminatı olarak gördükleri Türk Devletleri Teşkilatı'nı her geçen gün güçlendirdiklerini kaydeden Erdoğan, bu yılın son çeyreğinde Türkiye'de düzenleyecekleri 13. Türk Dünyası Zirvesi'nde dönem başkanlığını Azerbaycan'dan devralacaklarını açıkladı. "HAZAR GEÇİŞLİ DOĞU-BATI ORTA KORİDOR GİRİŞİMİNE GÜÇLÜ DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR" Erdoğan, dönem başkanlığını üstlendikleri süreçte teşkilatın uluslararası etkinliğini ve görünürlüğünü artıracaklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: "Azerbaycan ile iş birliği içinde komşumuz Ermenistan ile normalleşme sürecimizi adım adım ilerletiyoruz. Bu çerçevede Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin en güvenilir güzergahı olan Hazar geçişli doğu-batı orta koridor girişimine de güçlü desteğimiz devam etmektedir. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'i bir istikrar ve refah havzası olarak görmek istiyoruz. Bu nedenle Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist tutumları reddettiğimiz gibi savaş ortamından medet uman boş çabaları da kabul etmiyoruz. Kıbrıs Türkü'nün kararlı duruşu, Kıbrıs Adası'nda iki ayrı halk ve iki ayrı devlet olduğunu artık tüm dünyaya göstermiştir. İnancımız, Yunanistan ile yarattığımız olumlu atmosferin, ikili meselelerimizin çözümüne ve Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik hak ihlallerinin sona ermesine katkıda bulunacağıdır." Bir diğer "kardeş coğrafya" Libya'da sükunet ve güvenliğin sağlanması için aktif çabalarının devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Afrika ülkelerinin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve kalkınma hamlelerini samimiyetle destekliyoruz. Sudan'daki Nisan 2023'ten bu yana devam eden çatışmaların sona ermesi için her türlü diplomatik çabayı gösterme gayretindeyiz. Son yıllarda istikrar ve güvenliğini sağlama konusunda önemli adımlar atan Somali'nin toprak bütünlüğüne ve ekonomik refahına desteğimiz ise devam etmektedir." "KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZ MÜŞTEREK SINAMALAR AVRUPA'YLA ORTAKLIĞIMIZIN STRATEJİK DEĞERİNİ ORTAYA KOYMUŞTUR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye olarak, bir yandan farklı bölge ve kıtalarda barışçıl dış politikalar yürütürken diğer yandan mevcut ittifak bağlarımızı güçlendiriyoruz," dedi. Türkiye'nin NATO'nun önde gelen ülkelerinden biri olarak bu yıl, 7-8 Temmuz tarihlerinde Liderler Zirvesine Ankara'da ev sahipliği yapacağını hatırlatan Erdoğan, zirvede ittifakı güçlü şekilde geleceğe taşıyacak önemli kararlar almayı umduklarını ve bunun altyapısını şimdiden oluşturmaya çalıştıklarını bildirdi. Tarihin, coğrafyanın ve jeopolitiğin her zaman hatırlattığı üzere Türkiye'nin Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Karşı karşıya olduğumuz ortak sınamalar, Avrupa ile ortaklığımızın stratejik değerini bir kez daha ortaya koymuştur. Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefimizi korurken, Birliğin yön sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadık kalmasını bekliyoruz. Önümüzdeki kasım ayında, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na yine burada, Antalya'da ev sahipliği yapacağız. COP 31 başkanlığımız süresince, Sıfır Atık Hareketi'nin yaygınlaştırılması gibi çevre gündemiyle gençlerin dikkatini çeken politikaları ön plana çıkaracağız," dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: "Tarih boyunca barış, istikrar ve adalet, yalnızca güç ile değil dayanışma ile de sağlanmıştır. Büyük düşünür İbni Haldun'un belirttiği gibi, bir toplumu ayakta tutan, sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan, asabiyet, birlik duygusu, ortak kader bilinci ve dayanışmadır. Vicdan sahipleri olarak savaş ve soykırım cephesi karşısında barış ve insanlık cephesinin ne kadar güçlendirirsek, geleceğimize o kadar güvenle bakabiliriz. Bu nedenle, mesele yalnızca yeni kurumlar veya sistem kurmak değil, aynı zamanda yeni bir dayanışma zemini tesis edebilmektir. Antalya Diplomasi Forumu'na katılımınızı, bu dayanışma zeminini oluşturmak için verilmiş değerli bir destek olarak görüyorum."